Gece,
çatıda ters çevrilmiş bakır bir tas gibi duruyor.
Rüzgâr geçtikçe metal içe çekiliyor.
Ben o çekilmenin sesini
yıllardır göğsümde taşıyorum.
Çocukken adım çağrılınca
hemen gitmezdim.
Ses koridorda biraz eskisin isterdim.
Taze çağrılar ele yapışır;
beklemiş olanlar kemiğe iner.
Babam kapıyı kapattığında
anahtar iki kez dönerdi.
İkinci dönüşte ev küçülürdü.
Ben o küçülmenin içinde büyüdüm.
Annem tencerenin kapağını kaldırınca
buhar tavana vurur,
sonra geri düşerdi.
Uzun süre,
yukarı çıkamayan şeylerin de yaşadığını sandım.
Büyüdüm.
Kalabalıkların arasına karıştım.
Bir fotoğrafta ortada durdum,
bir masada en yüksek sesi ben çıkardım,
bir otobüste cam kenarını seçtim.
Yine de içimde
sürekli başka bir odada bekleyen biri vardı.
Yüzünü hiç görmedim.
Sabahları aynaya yaklaşınca
cam önce nefesimi alıyor,
sonra yüzümü geri veriyor.
Aradaki kısa boşlukta
kim olduğumu unutuyorum.
Bir gün oğlum avucuma küçük bir vida bıraktı.
Nereden söküldüğünü bilmiyordu.
Ben bütün gün
içimde hangi parçanın eksildiğini düşündüm.
Kızım uyurken
dudaklarının arasında yarım kalmış bir hece duruyordu.
Sanki rüyasında birine seslenmiş de
kelime kapıda beklemişti.
İnsan bazen
tam söylenemeyen şeylere benziyor.
Ölülerimi mezarlıkta değil,
mutfakta buluyorum.
Bir bardağın yanlış rafta duruşunda,
çekmecenin kapanırken yaptığı küçük sendelemede,
masada kimsenin oturmadığı sandalyenin yönünde.
Akşam olunca
karşı apartmanın duvarı mora dönüyor.
O renk,
ezilmiş erik kabuğunun avuçta bıraktığı iz gibi.
Her akşam birazı içime geçiyor.
Bir dost omzuma dokundu geçenlerde.
Elini çekince
gömleğimde görünmeyen bir ağırlık kaldı.
Bütün gece
o ağırlığın yerini değiştirmeden oturdum.
Ev uyuduğunda
buzdolabının içinden ince bir uğultu geliyor.
Sanki içeride küçük bir deniz saklanıyor.
Ben o sesi dinlerken
kalbim kendi kabuğunu yokluyor.
Bazen durup dururken
boğazımda eski bir madeni para dönüyor.
Yutamıyorum.
Tüküremiyorum.
Demek ki insanın içinde
harcanmamış yıllar paslanabiliyormuş.
Sokak lambasının altında yürürken
ayakkabımın bağı çözüldü.
Eğilip bağlarken
bir an için bütün hayatım
düğümü unutulmuş uzun bir ip gibi göründü.
Ben aslında eksik değilim.
Yalnız içimde,
yanlış çekmeceye konmuş bir parça var.
Bu yüzden her sevincin ardından
eşyanın yerini değiştirmiş biri geçmiş gibi oluyor içimden.
Gece derinleşiyor.
Mutfaktaki musluk
uzun aralıklarla tek damla bırakıyor.
Damla düşüyor.
Ev büyüyor.
Bir damla daha.
Göğsüm biraz daha ağırlaşıyor.
Şimdi pencere açık.
Uzakta bir motosiklet sesi incelip kopuyor.
Masada soğumuş çay duruyor.
Ben bardağın dibine bakıyorum.
Orada,
çayın bıraktığı koyu halkada,
bütün gün benimle yürümüş bir şey dönüyor.
Adını söylemeyeceğim.
Söylenirse küçülecek.
Yalnız şunu biliyorum:
Ben ne zaman güldüysem
o geri çekildi;
ne zaman yalnız kaldıysam
sandalyeyi sessizce bana yaklaştırdı.
Ve herkes uyuduktan sonra,
evin içindeki son ses de çekildiğinde,
bardağın dibindeki halka
yavaşça genişliyor.
Sabaha kadar.
Onur GöknilKayıt Tarihi : 1.08.2026 22:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!