gökte ararken seni
yerde buldum
yerde yerle yeksan edesin diye mi
ha öyle mi?
bu limanda demirlemez bu gemi
OY SANDIKTAKİ GİBİ DURMUYORMUŞ
Seçim günü yaklaştıkça korkum artıyor uykularım kaçıyordu. Nasıl kaçmasın kütükler taşınıyor, taşınmayan kütüklere seçmen üstüne seçmen aşılanıyordu.
Ya benim kütük de taşınmışsa? Ya benim kütüğe de seçmen aşılanmışsa? Oy vatandaşlık hakkıydı. Hele hele benim oyum… Benim oyum tek varlığımdı. Oyuna sahip olmayan vatanına nasıl sahip çıkar? Sahip çıkmalıydım oyuma.
Düriye Atay, Tayfur Atay ve Pekmezin Kozmik Mirası
Her şey sabahın erken saatlerinde başladı. Düriye Atay, fırının başına geçti. İlk iş olarak pekmez fırınına ağda yerleştirildi. Fırın, çamurla suvanarak hazırlandı. Üzümler, Uşpınar’dan özenle toplandı. Sandıklara yerleştirildi, eşeklere yüklenip köye getirildi.
Tayfur Atay, şıranada büyük taş teknelere dökülen üzümleri ayakla çiğnedi. Şıra, çuvallarda süzülerek berraklaştırıldı. Süzülen şıraya ak toprak döküldü. Bu toprak, şıranın asidini alır, berraklaştırır, ve pekmezin ruhunu dengeler.
Sonra kestirme aşamasına geçildi. Kestirme, haranıda yani büyük kazanlarda kaynatılır. Kefkirle yüzeye çıkan köpükler dikkatle alınır.
Köpüksüz aşamaya gelindiğinde, şıranın özü artık pekmez olmaya hazırdır. Fırındaki ağdaya dökülür. Ağda, pekmezin son durağıdır. Burada kıvam alır, karamelize olur, ve gerçek pekmez kimliğine kavuşur.
Bu köpükler, lahana teveğiyle içilir—köyde buna “güç içkisi” denir. Bir yudum köpük, bir ısırık lahana; hem mideyi rahatlatır, hem neşeyi artırır.
PENÇERE KUŞU
***
Pencereleri her açışımda
Hayallerim ufka yolcu
Ne zaman kapatsam
Yüreğim dert limanı
****
Sokaklar vardır suskun
…………….. insanlar vardır
gözyaşları yüreğine dökülen
***
📖 Sayfa 1: Talvar Altında İlk Koku
Popas''ın ladin püürü, sabahın ilk ışığında talvarın altına sızdı. Kekik, gövdesini ladin pürüne yasladı. Kaymaklı esan, toprağın üstüne damladı. Hiçbir şey konuşmadı. Sadece koku vardı. Ve o koku, bir kıvı çağrısıydı.
Pürenin Gölgesi
TURGUT ALTUNSOY YORUMU
Fısıltıyla Başlayan Direniş
“Sen olmasan, eskiler unutulurdu…” Bu cümle, teşekkür değil – gönle fırlatılmış bir çığlıktır. Taşeli'nin bir eteğinde dudaktan dökülmeyen nice hikâye satıra sığınmak için Altunsoy’un dudağına yağar.
Kaybolan Geleneğin İz Sürümü
Saz yok ama fısıltı var. Düğün yok ama hayal var. Altunsoy’un sözlerinde toplumsal belleğin kenarda unutulmuş danteli titreşir. Ve bu titreşim taşta yazı olur artık.
DESTANLAR DİYARI ANADOLU
Babalarımızın anlattıkları bize masal gelirdi, değil mi? Bana da öyle gelmişti doğrusu. Tekrar tekrar anlatılmasından sıkılsak da onlar anlatmaktan sıkılmazdı.
Babam, babasından Çanakkale Savaşları, Kurtuluş Savaşı masalları dinleyerek büyümüş. Babamın babası her iki savaşa katıldığı için anlatımı yaşayarak anlatırmış. Belki de bu yüzden masallaştırmadan anlattığı için sıkılmadan anlatırmış. Babam da sıkılmadan dinlemiş olmalı ki benim sıkılacağımı aklının köşesinden bile geçirmeden anlatırdı hep. Masalın her sonunda da’’ Bu günlere şükür. Allah yurtsuz yuvasız bırakmasın. Bayrağımızı yerlere düşürmesin.’’ derdi.
Bir de sınıflarda, vatan, millet, bayrak şiirini en güzel okuyan yarışına girerdik. Öğretmen de en güzel okuyanı seçerdi. Seçilen sevinir, seçilmeyen üzülürdü. Vatanın, milletin, bayrağın ve de özgürlüğün bizim birinci seçilmemiz kadar önemi yoktu ta ki 15 Temmuz’un zorlu gecesine kadar.
O gece savaşın masalını dinlemiyor, kitaplardan okumuyordum. Savaşı yaşıyordum. İnsanların ölüm yarışına, insanların öldürme yarışına girdiği gece. Ben ölecek miydim? Ben sabaha çıkabilecek miydim? Çocukların gözünün önünde anne babaları öldürülüyordu. Kardeşleri ölüyordu.’’’ Ya aynı durumda ben kalırsam..’’ düşüncesine bile dayanamıyordu bedenim. ‘’Ya onlar nasıl dayanıyor? ’’ sorusu sınavlarda zorlandığımız sorunun binlerce kat zorluğu…
Meclis yıkılıyordu. Evimiz yıkılacak mıydı? Okulumuz yıkılacak mıydı? Arkadaşlarım olacak mıydı? Sorular uzadıkça uzuyordu. Sorular geceyi uzatıyordu, gece soruları… ‘’Sabah olacak mıydı? ’’
Genç yaşta düştüm gurbet eline
Gece gün hasret kaldım yeline
Anacığım kuşak bağlardı beline
Oy dağlar, oy dağlar… Oy dağlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!