Bölüm 1 – Sipsiyle Gelen İlk Kıvım
Her çocuk ağlayarak doğar. Ama Hayrettin ilk nefesiyle rüzgârı dinledi. Köyün alt yamacında, dut ağaçlarının gölgesinde açtı gözlerini. Toprakta çıplak ayakla yürümeyi, bulutlara bakarken yönünü bulmayı öğrendi. Ama onu farklı kılan şey, bir yaz günü söğüt ağacından kendi kopardığı bir kabuktu.
O kabuk, onun ilk “sipsi”si oldu. Öğretilmemiş, tanımlanmamış, notası yazılmamış ama doğrudan göğsünden gelen sesi taşıyan ilkel müzik nefesi. Henüz harfleri tanımadan, sesleri üflemeye başlamıştı. Rüzgârla akraba, yıldızla sırdaş bir çocuktu o.
Hayrettin için doğada ses, sadece duymak değildi — duyguyu dışa üflemekti. Kuzu meleyince mızrap sesi duyar, Dere çağlayınca beste hayali kurar, Yağmur damlayınca içindeki ritme eşlik ederdi.
NEBAHAT YİNE VERDİ VERİŞTİRDİ
.
Dün yine şu bizim Nebahat aradı
NEDEN OLMASIN
***
Sevgi ile bakmalı
İşe, aşa, gökte uçan kuşa
Sevgi kokmalı yürüdüğümüz sokaklar
Sevgi tatmalı yutkunduğumuz lokma
SORMA GARDAŞ
***
Delikanlı çağlarım gelir aklıma
Serilir kepir taşları ayağıma
Yoldaşım olur gün boyu kınalı keklik
Susar başkuş, tüner atmaca
NE Mİ YAPARIM
****
Bugün
dünle hasbıhal ettim
dün dünle
yarın mı
NE Mİ YAPTIM
Tenimi kuruttum güneşte
Tabanım yeşersin diye
Yolumu tozuttum
gökte ararken seni
yerde buldum
yerde yerle yeksan edesin diye mi
ha öyle mi?
bu limanda demirlemez bu gemi
OY SANDIKTAKİ GİBİ DURMUYORMUŞ
Seçim günü yaklaştıkça korkum artıyor uykularım kaçıyordu. Nasıl kaçmasın kütükler taşınıyor, taşınmayan kütüklere seçmen üstüne seçmen aşılanıyordu.
Ya benim kütük de taşınmışsa? Ya benim kütüğe de seçmen aşılanmışsa? Oy vatandaşlık hakkıydı. Hele hele benim oyum… Benim oyum tek varlığımdı. Oyuna sahip olmayan vatanına nasıl sahip çıkar? Sahip çıkmalıydım oyuma.
Genç yaşta düştüm gurbet eline
Gece gün hasret kaldım yeline
Anacığım kuşak bağlardı beline
Oy dağlar, oy dağlar… Oy dağlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!