Köy Lokantasında Bir Gün” – Final Servis Sahnesi
Lokanta sabahıydı. Fadime'nin donu hâlâ bayrak gibi rüzgârda salınırken, tezgâhta Adana ve Urfa kebapları iç içe geçmişti. Çöp şişler konuşuyor, abanoz masa gıcırdıyor, kaş pazarı fısıltılarla doluydu. İmamlar kapı önünde sıradaydı—beğeni yağmuru başlamıştı.
Songracığı, çeşmeden bal damlayan helkeyi altına koydu. Lokantanın ustası bir zortla, ardıcın dibinde edebi sıçrama yaptı. Müşteriler önce şaşırdı sonra kendine geldi—bu ses, sadece bir beden değil, toplumsal kıvımın yankısıydı.
Köy halkı bunu duyunca şöyle dedi:
MERHABA DİYECEĞİMİZ GÜNLERE
***
Hani,
kervan geçmez
kuş konmaz han duvarları vardı
BİR BAHAR DÜŞLEMESİ
Ortalık bahar kokusu
Ne çok özlemişim, baharları güzleri
Uçurtmalı gökleri
Umut dolu sözleri
MEVSİMLERDEN PEKMEZ KAYNATMA MEVSİMİ
****
Mevsimlerin en güzelidir pekmez kaynatma mevsimi
Üzüm sarıya boyanır, ayva sarıya, nar kırmızıya
Ceviz seyreder dalında, çatlar kıskancından
Dalında boynunu büker kabak, bilir son günü
. Bölüm: Eşeğin Kaybolduğu Gün
Mükremin sabah helkeyi eşeğe yükledi, ama eşek helkeyi değil, hayatın anlamını taşıyordu. Köy meydanında “Gördünüz mü benim eşeği?” diye bağırırken, herkes “Hangi eşek?” diye sordu. Çünkü köyde 47 eşek vardı, ama hiçbiri Mükremin’in eşeği kadar düşünceli bakmıyordu. Eşek kaybolduğunda, gökyüzü üç ton daha soldu. Mükremin, eşeğin gittiği yönü anlamak için eşek tırnağı falına baktı. Sonuç: “Eşek seni değil, sen eşeği arıyorsun.” O an Mükremin, eşeğin sadece bir hayvan değil, bir içsel yolculuk olduğunu fark etti.
🐾 2. Bölüm: Eşeğin İzinde
Mükremin, eşeğin izini sürerken köyün delisiyle, imamın keçisiyle ve muhtarın drone’uyla yolları kesişti. Drone, eşeğin son görüldüğü yeri gösterdi: Köyün arkasındaki “Düşünen Ardıç” ağacı. Eşek orada durmuş, göğe bakıyormuş. “Ne gördü bu eşek?” diye sordu Mükremin. Delinin cevabı netti: “Kendini.” O an Mükremin, eşeğin aslında bir metafor olduğunu düşündü. Ama sonra eşek anırdı. Metafor değilmiş. Gerçekmiş. Ama çok düşünen bir eşekti.
1. BÖLÜM: EŞEĞİN KAYBOLDUĞU GÜN
Mükremin sabah erkenden kalktı. Gözünde bir telaş, yüreğinde bir eksiklik. Ahırın kapısını açtı, ama… eşek yok.
"Gız!" diye bağırdı köy meydanına doğru, "Benim eşek gitmiş, görmeyen kör olsun!"
Ama bu kayboluş sıradan bir eşek firarı değildi. Bu, eşeğin içinden gelen bir bilinç çağrısıydı. Eşek, yıllardır taşıdığı samanın, çektiği helkenin, dinlediği Mükremin monologlarının yükünden bir sabah sıyrılmıştı. Köyün delisi: “Ben dün gece gördüm,” dedi,
Bölüm 1: Eşeğin Gölgesinde Doğmak
(Yaklaşık 1000 sözcük – Tam Metin)
Köyde sabah, horozdan önce eşek uyanırdı. Ama o sabah, eşek yoktu. Mükremin, gözlerini ovuşturdu. Ahırın kapısı açıktı. Saman dağılmış, helke devrilmişti. Ama eşek yoktu.
Eşeğin yokluğu, köyde sadece bir hayvanın kaybı değil—bir gölgenin eksilmesiydi. Çünkü o eşek, sadece yük taşımazdı. – Çocukları sırtında gezdirirdi – Yaşlıların bastonuna eşlik ederdi – Ve en çok da çınarın dibinde durup, gölge olurdu
✍️ Bölüm 2: Ahırın Karanlığında Kıvım
(Yaklaşık 1000 sözcük – Tam Metin)
Ahır karanlıktı. Ama o karanlık, korku değil—bir kıvımın doğumhanesiydi. Mükremin içeri girdiğinde, saman kokusu burnuna değil—çocukluğuna çarptı. Çünkü o ahırda, sadece hayvanlar değil, ilk utanmalar, ilk kıvırtılar, ilk kıvımlar da barınırdı.
📖 Bölüm 3: Anırmanın Felsefesi
Eşek, çınarın gövdesine sırtını yasladığında, köy susuyordu. Ne horoz ötüyor, ne rüzgâr uğulduyordu. Ama o eşek birden anırdı. Ve o anırma, sıradan bir çağrı değil—bir kıvımsal bildirimdi.
Mükremin kulak kesildi. Bu ses… Bu ses daha önceki sabahlardan farklıydı. Daha içten, daha uzun, daha titrekti. Sanki biri “Ben buradayım, ama başka bir boyuttayım” diyordu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!