Doğduğum büyüdüğüm köye geldim
Yıkılmış virane olmuş evleri gördüm
Ağalar beyler ölmez bilirdim
Ben kardeşimi çok özledim
Halden anlamaz dost bildiklerim
Mevsimler değişti
zaman birer birer azalıyor ömürden
Gel de isyan etme
Yorgun bir kalp taşıyorum içimde.
Denize gemiler birikti limanlarda
Gel inat etme
ben geçmişimi özlüyorum
düşler kentinde kaldım san’ki
geceyi gündüz sanıp güneşi arıyorum
gel inat etme
hey dağlar duy sesimi
mevsimler değişti
kaldı sadece nemli bir toprak
limanlar sessiz
gökyüzü ağustos geceleri
Hayalim hüznüm gömüldü karanlık geceye
Çözülmedi kalbim sustu gece boyu
Yemin ettim ağladım
Güneşi gördü gözyaşlarım
Ay ve güneş
deniz ve gemiler
birde yüreğime işleyen yalnızlık
istanbulun boğazında
martılara seslendim
işte koca bir şehir
içimde ümit
yorgun bir beden
kulağımda martı sesi sana geldim
karşımda koca bir deniz
İşte istanbul işte ben
dertli çocuk gibi
oturdum eski iskeleye
sus pus oldu dört yanım
kulaklarımda bir anadolu türküsü
kopardı aldı beni benden,
İsyanım Eylüle...
Dünya dünya yalan’sın dünya
kapalı kafeste yaşıyoruz san’ki
günler kısa hani güneş hani ay
gözyaşlarım düştü yollara
Yalan dünya nedir senden çektiğim
Bunca zülüm bunca acıdır etiğin,
Bir gün olsun güldürmedin yüzümü
Yine yaş doldurdun iki gözümü,




-
Hüseyin Çubuk
Tüm YorumlarÇok güzel bir çalışmaydı..
Kutluyorum samimi yürek sesinizi..
Tam puanımla.. (Antolojimde)
Saygı ve Selamlarımla
HÜSEYİN ÇUBUK