Ateş yağdı Anadolu'mun dağlarına,
Çakılyayla'da Nupelda yandı.
Duman duman çükmüş bağlarına,
Yeni acmış tomurcuk Nupelda yandı.
Dört yaşında bir fidandı kırıldı,
Zannetme uzakta, gökte bir yıldız,
Aradığın o ulu kandil sendedir.
Gönül mîrabında yanıp duran köz,
Aşk ile tutuşan o dil sendedir.
Önümüzdeki 24 Kasım Öğretmenler Günü ne özel...
Yurdumun dört iklim köşesine,
İlim saçar , bilgedir öğretmen.
Bir gün değil, her gün onlarındır.
Çünkü her gün, bir yeni başlangıç demektir.
İlk harfi öğreten parmak,
Silinmez bir iz bırakır zihinlerimizde.
Onlar, mum ışığı değil,
Kadın şeytandır diyormuş ayet,
İspat et Kuran'da kaçıncı ayet,
Eğer gerçeği bulursan şayet,
Bir cahilden ilim al da öğüt ver.
Şeytan şeytanda doğar imiş,
Hava ağırdı. Her sabah aynı otobüse binen, aynı gri binalara bakan yüzlerin sessizliği ağırdı. Omuzlarda sadece çantalar değil, ödenmesi gereken faturaların, yetiştirilmesi gereken çocukların, bir türlü bitirilemeyen yokuşların yorgunluğu vardı.
Kentin beton ormanları arasında, her biri bir hikaye taşıyan o görünmez insanlar. Köşedeki simitçi, eldivenleri delik deşik; her simidin buharında, evine götüreceği ekmeğin hesabı. Cam silen genç, gökyüzünün mavisini değil, bir sonraki pencerenin yüksekliğini düşünüyordu. Holdinglerin döner kapılarından giren, en pahalı kahveyi yudumlayan takım elbiseliler de, o beton kafesin başka bir katındaki mahkumlar değil miydi zaten?
Pazarda, domatesin kilosu için yapılan o küçük, inatçı pazarlıklar. Sadece birkaç kuruş değil, bir ay sonunun güvencesiydi o fark. Bir annenin, çocuğuna daha iyi bir ayakkabı alma umudu.
Akşam olunca ışıklar yanar, perdeler çekilir. Her ev kendi içine kapanır. Oysa dışarıda, parkın bankında oturan, elinde eski bir gazete tutan o yaşlı adam var. Kentin geçmişi, birikmiş deneyimi, belki de hiç dinlenmeyen vicdanı. Unutulmuşluk, onun en belirgin kıyafeti.
Ve durmadan büyüyen o çatlaklar... Zeminimizde, duvarlarımızda, en önemlisi de aramızdaki köprülerde. Birbirimize uzatacağımız bir el, söylenecek iyi bir söz, o ağır havayı dağıtacak tek rüzgardır belki.
Enel Kurana vakıf oldum,
Adem suretinden YASİN TAHA okudum,
FATİHA'dır senin iki nur gözlerin,
Dilinden şerbet ŞEKÜR okudum.
Gözlerin bakışı sanki zerdali
Bir bakışın beni ediyor deli
Kiraz dudakları sanki şeftali
Ve dokunduğum anda oldum deli
Çiçek bahçesinin içerisinde,
Beni seven, bir gül olmadı.
Daha dokunmadan, dikenleri batı...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!