Dışarıda kar yağıyor olabilir,
hava soğuk, dünya buz tutmuş.
Ama sen yanımdayken,
penceremden sızan ilk bahar güneşi gibisin.
Ceketimi sana veriyorum,
Dışarıda, gri bir perdenin arkasından süzülüyor dünya. Kış Yağmuru, camları tırmalayan sabırsız parmaklar gibi, şehrin sessizliğini bozuyor. Her damla, asfalta çarptığında binlerce küçük, hüzünlü notaya bölünüyor; sanki doğa, bizim için eski, melankolik bir caz eseri çalıyor.
Oysa biz buradayız. Bu küçük sığınağın, bu sıcacık odanın içindeyiz. Pencereye vuran her yağmur damlası, içerideki ışığın ve huzurun değerini daha da artırıyor. Sen, elinde sıcak bir fincanla, yüzünde o her zaman içime işleyen sakin ifadeyle oturuyorsun. Dışarıdaki soğuk ne kadar şiddetliyse, bizim aramızdaki hava o kadar ılık, o kadar yoğun.
Yağmurun sesi, artık sadece bir fon müziği. Bizi dünyanın gürültüsünden, telaşından ayıran kalın bir yorgan. O sesin altında, sadece senin nefesinin ritmini duyuyorum, sadece gözlerindeki o derin, dinlenmiş denizi izliyorum. Bu an, sonsuza dek sürmeli. Ne dışarıdaki sis dağılmalı ne de kapı çalmalı.
Çünkü anlıyorum ki, gerçek aşk, dışarıdaki fırtınaya rağmen içeride kurulan o küçük, sıcacık dünyadır. Bize kimsenin ulaşamayacağı, karın ve yağmurun bile kıskançlıkla kapımızın önünde durduğu o büyülü sığınak. Her damla düşerken, sana olan sevgim daha da kökleniyor, daha da derinleşiyor. Biz, bu kışın en güzel, en dayanıklı hikayesiyiz.
.
Dört onyedi de hayat durdu.
Kıyamet koptu Adıyaman'da.
Zalim felek gecede pusu kurdu,
Kıyamet koptu Adıyaman'da.
Güneşin vedası bir anda gelir,
Göğü boyar aşkın en güzel rengi.
Yüreğimde sevdan bir destan bilir,
Seninle kurulan hayat ahengi.
Kızıl saçlı yârim, kalbimin sultanı,
Güneşi kıskandırır o renk tonları.
Her teli bir ibrişim, gönlümün anı,
Alev alev yandıran o güzel saçın.
Sevgi hayattır sevgi kutsaldır
Sevginin önünde eğil kızım
Sevgi huzurdur sevgi yaşamdır
Sevginin önünde eğil kızım
Daha küçüçük bir fidandı,
Dalında kopardılar Narini.
Büyüyüp çiçekler açmadan,
Kopardılar vandalca Narini.
Neşe
Hatırla o yaz akşamını,
İskeledeki vapurların sesiyle gülerken.
Senin kahkahaların, Boğaz'ın
En parlak feneriydi.
Bir gülüşün yaktı beni derinden,
Ayrılık rüzgârı esmesin yelden.
Gönül ne anlar ki tatlı dilinden,
Bana bir bakışın bin ömre bedel.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!