Salkım saçak hareketli günlere susuyorum haklıca
Sosyalleşirken medyavâri platformlarda aşklar
Yaşamın duvarlarında çatlaklar teklif verirken
Yıkılmak şöyle dursun
Küpeşteli günler yaşanıyor yeni yapılar kurmaya düzgünce
Sağlam durmaya yönelik, görkemli.
İnan, aşkım çok önceden biterdi;
Benden kaçtığını bilseydim Larin.
Zulmedip başıma bu kadar derdi
Senin açtığını bilseydim Larin!
Ne hak yerdim ne de hak yedirirdim,
Kıymetli kuzenim Mehmet Nazlı ve biricik eşi Seda için...
Hep niyazım vardır yüce Hüda’ya;
Kavuştursun ibâdeti edaya.
Esenlik, bereket, mutluluk versin;
Başkentin doğu kapısı
Elmadağ’a hoş geldiniz.
Birlik, bütünlük yapısı
Elmadağ’a hoş geldiniz.
Seymenlerin otağına,
Teyzeme...
Erdemlik kervanına bir göz at ki en baştır
Taş atanın hâli de ahvâli de çok yaştır.
Alnı ak, gönlü geniş, fazilette bir timsal,
Cesaretin adresi Makbule Altıntaş’tır.
Bayrak, yurt deyince hız gelir sana
Vatanın bekçisi, aslan Mehmetçik.
Üç-beş soysuz çakal vız gelir sana
Siperden sipere yaslan Mehmetçik.
Aşk da var, azim de, elbet umut da
Tam içindeyim bir meskenetin bu zaman
Görüşebilmek umudunu tepelemişken süreğen.
Meğer;
Öpmek vardı yüreğinden boynu bükük başaklarının
Yürek öpümü; dip doruklu, soluksuz.
Çanakları süt kokulu, mavi surlu, kusurlu.
Düşersem elleri hep bileğimde;
Omzumdan kaldıran onun koludur.
İtibârı çoktur şu yüreğimde;
Bir adam var, adı Metin Ulu’dur.
Üstümde emeği, katkısı olan,
“Müberra” isimli on kıtalık hiciv şiirimle Anayurt Gazetesi ve Gündüz Kitapevi 2. Şiir yarışmasında takdirname ile ödüllendirildiğimi, Ali Gündüz’ün Anayurt gazetesinde kaleme aldığı “Edebiyat Dünyası” isimli haftalık köşe yazısından öğrenmiştim. Aynı yazıda “Şairler Sultanı” ödülünün ünlü şair Abdurrahim Karakoç’a verileceği yazıyordu. Çok sevinmiş ve heyecanlanmıştım. Çünkü çocukluğumdan beri şiirlerine âşina olduğum, bana bir ilham kaynağı teşkil eden, şiir sanatına olan ilgimin artmasına aracı olan, hece tarzının yaşayan büyük isimlerinden biri, “Mihriban, Beşinci Mevsim, İsyanlı Sükut, Hatırlatma, Hasan’a Mektuplar, Bayramlar Bayram Ola” gibi daha birçok eşsiz şiirin şairi olan Karakoç’la tanışma, en azından onu görme şansı bulacaktım. Müberra şiirim, alıp beni Karakoç’a götürmüştü adeta. Bu değerler kolay yetişmiyordu elbet. Yaşı 75’di. Belki kendisini dünya gözüyle bir daha görmek ya da aynı ortamda bulunmak kısmet olmayacaktı. Bu şansı değerlendirmeliydim.
1 Nisan 2007 tarihinde, Ankara Hastanesinin karşısında yer alan Mamak Kültür Merkezinde ödül töreni yapılmaktaydı. Sonraki senelerde gelenekselleşecek olan bu edebiyat ödül törenine katılım oldukça göz kamaştırıcıydı. Salon tıklım tıklım dolmuştu. Biraz gecikmiştim. Arka taraftan ön tarafa doğru ilerlemeye çalışırken orta sıralarda boş bir koltuk bulup oturdum. Tam da içimden; “Herhalde takdirname ödülleri verildi, yetişemedim!” diye geçirirken anons duyuldu. Hece şiiri tarzında dereceye girenler ve takdirname alanlar isim isim okunuyor, hep beraber sahneye çağırılıyordu. Çıktık. Takdirname alanlar arasında rahmetli şair Ramazan Kurt ağabeyim de vardı. Sahnede yan yana durduk. Bu anların fotoğrafını çekecek kimsem yoktu. Bu esnada gözüm, en önde oturanlar arasında Abdurrahim Karakoç’u arıyordu. Onu salonda bir türlü göremiyor ve gelmediği düşüncesine kapılıyordum. Kendisinin yarışmalara katılma alışkanlığının olmadığını ve ödül törenlerini falan sevmediğini daha önceden duymuştum. O nedenle bu etkinliğe de katılmadı galiba diyerek sahneden salonda oturanları süzmeye devam ettim. Koltukların en ön sırasında Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Sultan Şaire” lakabını verdiği, “Toprak Ana” olarak da anılan rahmetli Güzide Gülpınar Taranoğlu, rahmetli Dr. İsa Kayacan gibi efsaneleşmiş birçok kültür adamı, duayenler, şair ve yazarlar yan yana dizilmiş, oturmaktaydılar. Bir anda salondaki koltukların arka tarafa yakın kısmında, yani neredeyse çıkış tarafına düşen koltukların birinde esmer yüzlü, kır bıyıklı, gri saçlı ve zayıf yapılı o şairi görüverdim. Bu Abdurrahim Karakoç’tu. Tevâzu sahibi bir duruşla, yanındaki diğer şair dostlarıyla orada öylece oturuyor ve bize bakıyordu. Boynuna kravat bağlamamış, üzerinde ise gayet sıradan bir gömlek ve ceketle oldukça mütevâzi görünüyordu, halktı. Zaten öyle de olması gerekiyordu. Hayaldeki gibiydi, düşündüğüm şekildeydi. Mikrofonla konuşma sırası bana geldiğinde, şiirlerinden öteden beri etkilendiğim bu şairi canlı olarak ve alçakgönüllü bir vaziyette görmenin ruhiyatıyla şu doğaçlama konuşmayı yaptım;
“Öncelikle, benim şiir yazmaya başlamamda büyük etkisi olan, şiirleriyle büyüdüğüm, bana bir ışık, bir yol, bir ilham kaynağı olan büyük şair Abdurrahim Karakoç hocamın ellerinden öpüyor, kendisini saygıyla selamlıyorum. Ayrıca Sayın Güzide Taranoğlu hanımefendi başta olmak üzere, değerli şair ve misafirlere candan saygı ve sevgilerimi sunuyor, Ali Gündüz hocama ve Anayurt Gazetesine teşekkür ediyorum.”
Resmi hizmetliyim tam yirmi yıllık;
Kurumdan kuruma gezdirdi müdür!
Candan usandırdı yaptığı kıllık;
İnan ki ömrümden bezdirdi müdür!
Yıldım; şoför müyüm, odacı mıyım?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!