Bulanık camların arkasında, zamanın sızamadığı bir boşluk,
masanın üstünde tüten duman, ama asla ısınmayan o meşhur çay.
Burası Hiçlik Kıraathanesi..
Adları cüzdanlarından silinmiş, yarınsız yığınların son sığınağı.
Okey taşlarının tıkırtısı, sanki birer saat tıkırtısı değil de,
gömülen gençliklerin mezar taşı sesleri.
Kimi cebindeki son bozuklukla satın alıyor günün kalanını,
kimi dağıtılan kartlarda arıyor, hiç gelmeyecek olan “adil yarını.”
Zarlar atılıyor düşeş, hayat hep yek;
Siyaset kürsülerinden dökülen süslü vaatler,
bu kırık masaların ayaklarını bile dengede tutmaya yetmeyecek.
Bakışlar boşlukta sabit, göz bebeklerinde büyüyen bir dev: İşsizlik.
Bir diğergamlık eli uzanır mı diye beklemekten yorgun yürekler..
"Nasılsın?" sorusunun ağırlığı altında ezilen,
Ve "İyiyim" yalanıyla intihar eden hevesler.
Sessizlik öyle derin ki burada,
içeride patlayan fırtınaların çığlığı, çay kaşıklarının şıngırtısına yenik düşüyor.
Ümidin dibi, hüznün o en sivri zirvesi burası,
Hayal kurmanın lüks, nefes almanın borç sayıldığı araf.
Yine de, tam şurada, göğsün sol yanındaki o darmadağın harabede,
kör bir kandil gibi yanıyor gizli bir dua.
Dudaklar kıpırdamıyor ama yalvarıyor sineler:
"Bir çıkış, bir ışık, bir parça merhamet..."
Çünkü insan, en çok tükendiği yerden tutunurmuş hayata,
küllerinden değil, yangının tam ortasındaki o son kıvılcımdan.
Dışarıda akan bir dünya var, hırslı, hızlı ve acımasız;
İçeride ise donup kalmış, devletin ve vaktin unuttuğu bir kalabalık.
Hiçlik Kıraathanesi’nin ışıkları sönüyor yavaşça,
Umutla umutsuzluk arasında sallanan bir sarkaç gibi..
Yürüyor yığınlar, hiç gelmeyecek bir sabaha doğru...
Kayıt Tarihi : 20.07.2026 20:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!