Yangın Yeri ve Mühür
Ben seni sevmeyi,
Bir uçurum kenarında uyanmak gibi bildim;
Yanık Gözlerin...
Aşkın mahkemesi kuruldu bende,
Davacı hayaller, sanık gözlerin.
Müebbet bir sızı sızlar bu tende,
Hükmü kalem kırmış, yanık gözlerin.
Zaman, avuçlarımda unuttuğum keskin bir kristal,
Kırıldıkça çoğalan, çoğaldıkça kanatan bir sükût...
Hangi kapının eşiğinde beklesem,
Ardımda bıraktığım gölgeler büyüyor devasa.
çok kez durdum sonra
göğün yedi kat dibine çöken bu ağırlıkta
her nefeste içimize çektiğimiz o paslı çivi
ve toprağın bize sunduğu berekette
Yansam mı bilmem.
Yıllardır gönlümde ağır bir ataş
Düzene boyun mu eğsin mağrur baş
Zehirle yoğrulmuş yediğimiz aş
Bu çarkın içinde yansam mı bilmem.
Şiir; bir matematik problemi değildir. Şiir; kelimelerin inci gibi dizilmesinden ibaret bir mühendislik harikası da değildir. Şiir; kanayan bir yaradır, uykusuz bir gecedir, bir bakkal dükkanında ekmek parası kazanırken kağıda dökülen alın teridir.
Son zamanlarda edebiyat sitelerinde, şiir gruplarında garip bir kalabalık görüyoruz. Profilleri, isimleri var ama ruhları yok. Kafiyeleri kusursuz, hece ölçüleri milimetrik, durakları şaşmaz... Ama okuduğunuzda burnunuza ne bir toprak kokusu geliyor ne de yüreğinizde ince bir sızı hissediyorsunuz.
Çünkü onlar, "Yapay Zeka" dediğimiz, veri yığınlarından şiir devşiren soğuk algoritmaların ürünleri.
Yara Derinmiş
Felek çelme taktı, kırdı dalını
Yaban elde kimse sormaz halını
Göz göre göre ben verdim malını
Yürekte sızlayan yara derinmiş.
Nurun Cevabı...
Hüzzamı ney eyleriz, Rast’ta buluruz canı,
Biz karanlık dehlizden, nura salanlardanız.
Unutmadık evvelde verdiğimiz peymanı,
Dertten geçip dermanı, Yar’da bulanlardanız.
Ya Resulallah...
Alemler nuruna muhtaçken doğdun,
Karanlık geceyi şafağa boğdun,
Gönüller tahtına sultanım kondun,
Hasretin yakıyor, Ya Resulallah.
Gönül kuşu uçar gider,
Süzülür yâre yâre der.
Bülbül güle yanar biter,
Dökülür zâre zâre der.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!