Gün karardı, dağlarımı duman bürüdü?
Isıtmıyor beni yârin güneşi neden?
Yine felek saçlarımdan tutup sürüdü,
Söndü mü ki, gönlündeki ateş bilmeden?
Nerdesin yâr, bulamadı eller sıcağı,
Küçük pınar, bir ovada oturur,
Serer eteğini zülfün dağıtır.
Usul usul çağlayıp yalvarır sular,
Gözyaşında boğulur çılgın arzular..
Bu kavgalar...Savaşlar...
Köşe kapmalar...
Nedir paylaşılmayan bunca zaman?
Bir gülücük; güneşin sıcağını dolduruveren yüreğe,
Bir selâm; sarıveren dostça, büründüğüm yün şal...
Sudaki damlalarda dolaşır rûhum,
Bulutlarda yer arar gözyaşlarım...
Acılarım, artık sığmayınca yüreğime
Sığınacak limanlarda sabahlar...
Islak, soğuk ve karanlık...
Üşütür içten içe...
Kadıköy’ün şen kızları gönül çeler, eder naz,
Dili bülbül gibi şakır, duymasın bir ince saz…
Kadıköy’ün yollarında ceylan gibi sekerler,
Sevgi dolu gönüllere aşk tohumu ekerler.
Köpüren bir nehirdi, mavi, yeşil,
Hırçın sularıyla, dalgalar boyu
Savrulurdu, dört bir yana, çılgınca...
Coşardı, kükrerdi, dolu dizgin...
İçinde çılgın arzuları delice
Taşırdı ordan oraya ömrünce...
Derin bir sessizlik... Sükûnun baş döndürücü esintileri...
Bir salıncakta mı sallanıyordu, yoksa kayıp giden suların üstünde mi yalpalıyordu? Gözlerini kırpıştırdı. Güneşin ılık dokunuşlarını hissetti saçlarında. Okşayışlarına bıraktı kendini...
Sessizliği, kuş cıvıltıları doldurdu birden. Minik kanat sesleri de katıldı bu neşeli nağmelere... Göllerden yükselen buğular, patlayan tomurcukların mis kokularına karıştı. Toprak gerindi. Susayan bağrına düşen yağmur damlalarını sevgiyle kucakladı. Yüreğini çarptıran can suyuydu bu damlalar... Bitkiler köklerini derinlere uzatıp kana kana içti... Tüm börtü- böcek uykudan uyandı. En güzel çiçeklerle bezenmiş elbisesini giyen İLKBAHAR, yavaşça yerinden doğruldu. Kendinden emin, gülümseyerek, mis kokular saçarak, tüm endamını gözler önüne sererek, minik ayaklarıyla, ufacık adımlar atarak, çiğ düşmüş çimenlerde yavaş yavaş yürüdü, tüm gözler üstünde salınarak gitti...
Gitgide ısınan havanın etkisi tüm tabiatı bir anda sardı. Ağaçların, yeşil elbiselerinin etekleri rüzgârla dalgalanıyordu. Çiçeklerin, böceklerin, tüm canlıların sevgileri katmerleşti. Dallardaki bin bir çiçek, meyveye döndü... Saçlarına bereket taçlarını takan ağaçlar, servi boylu kadınlar gibi gülümsediler... Ceylanlar koşuştu... Kuzular meleşti... Rüzgâr; rehavet içinde ağaç dallarına oturmuş, bu manzarayı seyrediyordu. Bereketiyle gurur duyan YAZ, en dekolte elbisesi ile bahçelerde gezindi...Dudakları kiraz, yanakları elma gibi, bakışlarından sıhhat fışkırıyordu adetâ... Kolundaki sepete topladığı kirazları çocuklara uzatıyor, kulaklarına küpe yapıyor, şen ve şuh kahkahalar atıyordu. Etrafa saçtığı mutluluk gözle görülüyordu. Güneş, gümrah saçlarında parıldıyor, teni pembeleşiyordu. Sonunda dayanamadı, elindeki sepeti kenara fırlattı, eteklerini yukarı çekip, denizin serin kucağına kendini bıraktı, yüzdü, yüzdü...
Ah şu dilim...Ah şu dilim...
Kessem seni dilim dilim...
Düşünmeden konuşursun,
Üzmelerin öyle elîm...
Kaş yaparken, göz çıkarıp,
Bir ilkbahar sabahı, vakit henüz seherde,
Gülüşünü aradım, ben baktığım her yerde.
Nerde sıcak ellerin, mahzun bakışın nerde?
Suskundun; gelmiyordu, bir kelâmın, hani ya?
Bu sevgi, böyle burda bitmemeli diyorum,
Bir yürek çırpınışı;
Sevginin kanatları vuruyor...
Kendi ellerimde yazdığım ferman...
Ah! Aman.... Aman!
Kalmadı derman...
Yoruyor beni, yoruyor...




-
Hüseyin Erdoğan
-
Halenur Kor
Tüm YorumlarŞiirleriniz sevgi dolu duygulu biz okuyucularınızın gönül tellerini titretiyor gönül bahçelerinde rengarenk bahar açıyor ateşe veriyor gönül ovalarımızı sevgi seli olup basıyor Kuylutyorum
ABDÜLHAK HAMİT’İN ŞİİR TANIMI:
İnsan, bazı kerre, hatırına gelen bir hayali tanıyamaz, o kadar güzeldir.
Zihninde uçan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir.
Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir.
Bu acz ile bir feryad koparır, yahud pek karanlık bir şey söyler, ...