Gel otur şöyle yanıma, konuşalım biraz dertli dertli,
19 Aralık’tan beri içimdeki o düğüm, hep kederli.
Hani o servis yolu vardı ya, o sarsıntılı, o dar mahzen,
İnerken ceketinin kumaşı bacağıma değmişti ya hani, birden...
İşte o an, sanki bir sistem çökmüştü ruhumun derinlerinde,
Bir parça kopmuştu sanki, o anın o naif karesinde.
Söylesene, sen hiç fark ettin mi o dilsiz sarsıntıyı?
Ya da o kıvırcık saç tellerinin, rüzgârla ruhuma bıraktığı o yankıyı?
Cemal Süreya misali, acıyla gülmek ne kelime?
İçim kan ağlarken dışarıda tebessüm düşer yüzüme.
"İyiyim" der geçer bu dertli baş, kim bilir halimi,
Acıyı bal eylemekmiş divanenin en eski yezidi, yemini.
230 gün geride kaldı, hani o mermer sabır,
15 Eylül'e az kaldı... O sesle açılacak sanki kabir.
Sana sitemim yok aslında, sen kendi yolunda bir güneş,
Benim dünyamda ise, söndüremediğim o devasa ateş.
Konuşur gibi yazdım işte, sanki yanımdaymışsın gibi,
Ruhumun teninde saklı, senin o dürüst sevginin dibi.
Bir ceket teması, bir kıvırcık iz, biraz da buruk gülüş,
Biz seninle, bu dünyada iki yabancı, iki eşsiz düş.
Kayıt Tarihi : 7.08.2026 09:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Karanlığın en dürüst köşesinden süzülen bu dizeler, anlatılamayanların birikmesiyle doğdu. Bir hikayesi var elbet, ama en çok da sessizliğin haklı olduğu yerlerde konuşmayı seçenler için yazıldı. Bırakın kelimeler, sizin de iç defterinizdeki eksik cümleleri tamamlasın.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!