"İyi insanlar kaybeder" diyorlar ya aslında bana göre kaybederken kazanırlar. Olgunluğu kazanırlar, tecrübeyi kazanırlar, gülümseyip geçmeyi kazanırlar, iç huzurlarını kimse bozamaz. Çünkü vicdanlarıyla hareket ettikleri için içleri rahattır. "Yaradan bilsin" derler, nankörlük karşısında. Ben insanlığımı ve doğru olanı yaptım der, geçerler. Her yaptıkları iyilikten karşılık beklemezler, yüzüne de vurmazlar insanın zaten, gülümseyip geçerler...
"Kötü insanlar kazanır" derler ya bana göre kazanırken kaybederler. İnsanlığını kaybederler, vicdanını özellikle de yalan dolan üçkağıtçılık kurnazlık varsa iyi insanların saf yüreklerini kaybederler. Düşseler ellerinden tutacak insanları kaybederler. Hırsları, öfkeleri, maddi çıkar için herşeyi yapabilme istekleri yüzünden iç huzurlarını kaybederler. Yüzleri asıktır, içten içe kendilerini tüketirler. Maddiyat maneviyatın önüne geçmişse, varlık içinde gönül zenginliğinin ne derece önemli olduğunu bilmezler...
Gülten Alp
Her gün biraz daha ölüyorum susarak.
Biraz daha azalıyorum, tükeniyorum ve anneme iyiyim diyorum üzülmesin diye...
Kadim dostum yalnızlık hoşgeldin...
Yine hayal kırıklığına uğradım, çocukça bir hevesle insanların arasına karışıp güvenmek istedim, sonuç yine aynı hiç değişmiyor. Kaldık mı başbaşa, kadim dostum yalnızlık hoşgeldin
Kadın gözlerinde nice keder gizler.
Kadın sabırdan susuşlarıyla ne kaleler inşa eder.
Vefada,cefada dik duruş sergiler.
Gün gelir aynaya bakmayı unutur, yüzünde kahırlardan çizgiler
Yinede inatla toparlar kendini yeniden ayağa kalkar, acıyı,çileyi, yorgun yüreğinde harmanlar ve hayat meydanında ben daha ölmedim der gibi gülümseyerek dansına başlar...
Bazı kadınlar siyahı seçerler benim gibi...
Oysa ne güzel yakışır kadına kırmızı...
Kadınların birbirini kıskanması da diyebiliriz. Beni en çok rahatsız eden konulardan biri. Çocukluğumdan beri bir arkadaşımı dahi kıskanmadım. Kıskanç bir yapıya sahip olmadım. Kıskanılmadım da, bir şey yaparken kıskanan var mı diye etrafıma bakmadım. Sadece sevdiğim insanı kıskanırım o da güvenim oturmamışsa. Bu kadın kıskançlıklarını anlamıyorum. Bir tarafta imkanlarıyla hava atan diğer tarafta onu içten içe kıskanan. Hangi ara böyle oldunuz? Annelerimizin zamanında yani eski zamanlarda dostluk ve samimiyet vardı. Siz hem arkadaşınızı seçerken yüreğinden çok giyimine bakıyorsunuz, hem de kıskançlık yapıyorsunuz. İşiniz yok mu? Hangi ara oturup düşünüyorsunuz elinizi, eteğiniğizi çekip işlerinizden? Boş kof şeyler yapmayın. Gösteriş tutkusu, hava atmak için yaşar oldunuz. Birbirinizi sever gibi görünüp, laf sokma, taklit etme derdine düştünüz. Zamanınız varsa gidin bir kursa yazılın. Kendinizi geliştirin, kitap okuyun, bir kullanımlık hayatlardan geçiyoruz. Ne hava atın ne kıskandırın birbirinizi. O ne giymiş, ne almış siz kıskanmazsanız karşınızdaki de kıskandıracak bir durum bulamaz. Cahil insan işi hepiniz güzelsiniz, hepiniz hoşsunuz. İmkanlar eşit değil sadece. Kendi kendinizi mutsuz edersiniz hanımlar. Birbirinizin başarılarında destek olun, sırt sırta verin. Dostlarınızı, arkadaşlarınızı iyi seçin. Birbirinizin mutluluğuna veya mutsuzluğuna sebep olabilirsiniz. Naçizane fikrim benden söylemesi...
Kadınlar çiçektir...
Kimisi papatyadan taç yapar o bukleli saçlarına. Kimi gelincik gibi narindir ince elleri. Kardelen kadar mağrur ve direngendir bazı kadınlar. Bakışları hanımeli bahçelerinden gelen nihavent şarkılarda tınıdır. Kimi karanfilin anlamını taşır duruşunda. Kiminin lavanta kokusu boynunda. Kimi gülün ismini alsada dikeni kalkanıdır. Orkide kadar alımlı ve nadir. Tarla nergizi kadar özgür ruhlu, menekşe kadar hercai, gece sefası gibi nazlı. Her kadın bir çiçektir, suyu sevgidir. Değer verilirse rengarenk açarlar bahçelerde, doğada, evlerde, her mevsim bahar...Yoksa her biri solar...
Kadınları anlamıyorsunuz, baylar ruhlarına dokunmak diye bir şey var, etkilemek için gözlerine huzur verici bakmak var, önemsemek, değer vermek, ilgilenmek var. Seni seviyorum demekle dil eskimiyor merak etmeyin. Tasarruflu kullamayın sevgi sözcüklerini, azcık savurgan olun. Küçük sürprizler yeter. Öyle tek taşa,marka hediyelere gerek yok. İçinizden gelen iki tatlı sözü kaleme dökün, o bile yeter seviyorsanız ve kaybetmek istemiyorsanız. Huzuru yaşatın, hüzünü değil. Göz bebeklerini güldürün. Şımartın, havalara girmez şımardıkca daha da bağlanır. Eksik etmeyin varlığınızı gölgesinde. Unutmayın sizi severse bir dünya olur sizi düşünen, şefkat gösteren bir anne, sizinle dertleşen bir dost, üzüldüğünüzde güvenle başınızı koyacak bir omuz, bakmakla görmek arası bir duygu, ne isterseniz o olur. Yeterki şu cümle döküsün dilinden "ben huzuru bulduğum yerdeyim: sendeyim"
Hüzünlü kadınların önce yaralarından öpmek lazımdı. Yarınları olabilmek için acılarına sahip çıkmak.
Seni anlıyorum ve her zaman yanındayım diyerek güven vermek lazımdı. Öpmek için alnı, tutmak için elleri, girmek için yüreği varken, siz yarasına yara katmak için sıraya girdiniz. Zayıflıgında ve hassalığında açık kapı aradınız. Hangi ara bu kadar acımasız oldunuzda, biri gider biri gelir mantığıyla ortada kaldınız. Dişiliğime değil kişiliğime önem verilsin diyen kadınlar duvarlarını daha fazla ördü. Yalnızlığı tercih ettiler sayenizde. Dizlerinizin dibinde yaşlanacak vefalı kadınları küstürdünüz...
Kadınlar aşklarında pes etmezler sonuna kadar gitmek, tuttuğu eli bırakmak istemezler. Ama zaman içinde değişirler. Değişimin sebebiyse karşısındaki erkektir. Konuşurlar, kendini ifade etmek, anlatabilmek için konuşurlar. Erkek ise dır dır olarak algılar sonra huysuzluğa dönüşen tavırlar sergilerler, yavaş yavaş hayal kırıklığı sonucu değişim başlar. Kendini anlatmak, cümleler kurmaktan vazgeçer; deneme yanılma sonucu susmayı, gözlemlemeyi seçerler. Bu durumda umarsız kalan erkek bunda da sınıfta kalır. Kadınlar ne mi ister? Güvenmek ister, ilgi ister ve en önemlisi anlaşılmak ister. Çocuk gibidir hepsi, yüreğine girdiyseniz ve çözdüyseniz dizinizin dibinde yaşlanırlar...




-
Uğur Şahin
Tüm YorumlarTebrik ederim
“Yere” mim olmadan “yâre” lam olmaz.
Görmemişken bile, yüreğim kaldıramaz.
Cemalini göreyim, cennetten de geçerim
O Kevser şarabını, gece gündüz içerim.