Ah gözlerimin gördüğü afak
Çepeçevre gördüğüm dört bir yan
Dünya denen nakış
Yalancı cennet
Evler, bahçeler, ekinler mera
Ağaçlar, ırmaklar, dağ,
Sen yağan yağmurlara sevinmesini nerden bilieceksin
Kendi ellerinle eğer
Bir fidan dikmediysen
Yaprakları büyümüyorsa yağmurla
Meyvelerini toplamıyor isen
Yağmur ceza evine benzer kimi zaman
Epey bir zaman sokar adamı içeri aralıklarla
Trafiğe çıksan bir bela
Şemsiyeyi alsan ayrı
Tüfeği alıp çalılıklarda avlanayım desen
Islanmadık yeri kalmaz hiçbir yerinin
Pencereye bir sonbahar yaprağı
Nasıl düşerse
Öyle düştü gönlüm
İpekleri işlenmemiş yaprak dalından koptu
Rüzgarını bekliyor savrulmak için
Nasılda yalnız
Vücudumda elemler zehire kesti
Ben top ile yıkılmazdım
Yar benle selamı kesti
Kasım sonu gazel kahvenin rengi
Açık hava, açık deniz, gök rengi
Kızarmış yapraklar ciğer ahengi
Eşyanın rengini senden öğrendim
Firûze ırmaklar dağlardan koşar
Yalın sinir ile tahammülüm yok
Sâki-i câmından sun bana neşe
Beyhude sözlere artık karnım tok
Perhiz kar eylemez kırk yıllık keşe
Şişenin içinden bir sevinç akar
Eğer şiir yazmamız,
Vuslata nafi olsaydı
Bana hayrı olurdu...
Çeşit çeşit güzelin
Endamını anlattım;
Artık tertemiz güzel şeyler
Bakir kanyonlarda ıssız akan
Sularda saklı kaldı
Bir sadet yaratmak için
Kurduğum bütün rüyalar
Yasaklı kaldı
Ger sen yitirdi isen yaşamak ümidini
Çık caddeye güzel gör, başka hâlet bulursun




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!