Gölgenle Kalan Sızı
Kaldırım taşına çöküp
gölgenle konuşurken buldum kendimi.
Gece, üstüme kapanan bir yara;
sen, içimde dinmeyen o tek sızı.
Adını fısıldadım karanlığa,
duyarsın diye değil...
Unutmaktan korktum sadece.
Çünkü insan, en çok sevdiğini
zamanla değil, susarak kaybedermiş.
Gölgen yanımdaydı ama sen yoktun;
en ağır çelişki buydu işte:
Varlığın bile yokluğuna çalışıyordu.
Bir zamanlar elimi ısıtan ellerin,
şimdi hatıraların ayazında üşüyor.
Ben hâlâ aynı kaldırımda,
sana varmayan adımlarımı sayıyorum.
Gece uzadıkça içimdeki "sen" çoğalıyor,
her yıldız keskin bir "keşke" olup
kalbimin en derin yerinden batıyor.
Seni sevmeyi öğrendim de,
sensiz kalmayı kim öğretecek bana?
Hangi sokak, hangi sağır gece
senden vazgeçmeyi anlatacak?
Anladım sonunda:
Ben sana değil, senden kalan enkaza aşıkmışım.
O yıkıntının içinde kendimi aradım;
kırık bir cümlenin ortasında,
yarım, eksik ve dilsiz...
Her hatıra bir taş oldu,
yüreğime dizildi sessizce.
Senin "kal" diyemediğin o eşikte,
ben gitmeyi hiç beceremedim.
Geceler çoğaldı, her yol sana çıkar sandım;
ama her sabah yeniden anladım:
Sen artık hiçbir şafakta uyanmıyorsun bende.
Uzaktan bir şarkı geçti,
tanıdık bir yerim sızladı birden.
Meğer insan, en çok
unutamadığı yerden kırılırmış.
Adını içimden kazımaya kalktım,
parmaklarım kan içinde kaldı.
Bazı sevgiler kağıda yazılmazmış;
kalbe kazınır, sökülüp atılmazmış.
Yine o kaldırımdayım ama başkayım;
gölgen bile terk etti beni,
senin ardından giderken.
Ve ben ilk kez anladım;
Aşk, kavuşmak değilmiş meğer...
Bir ömür boyu
eksik kalmayı kabullenmekmiş.
Kayıt Tarihi : 30.03.2026 20:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!