Yıllar geçti.
Kimi günler avuçlarımızdan su gibi kaydı,
kimi günler kalbimize kök saldı.
Mevsimler değişti.
Bir sabah çiçek kokusuyla uyandık,
bir başka sabah yağmurun sesine bıraktık kendimizi.
.
Ama her defasında,
gökyüzü yeniden maviyi buldu.
(Çünkü hayat,
sanıldığı kadar sert değildi.)
Bazen bir pencerenin önünde açan sardunya,
bazen hiç hesapta yokken açılan bir kapı,
bazen hiç beklenmedik bir anda gelen bir haber,
bazen de uzun zamandır görmediğin bir dostun sesiyle
yeniden yeşerebiliyordu insan.
Çocukluk geçti.
Sokaklarda kalan kahkahalar,
eski defterlerin arasında unutulan hayaller,
çoktan uzak yıllara karıştı.
.
Ama şaşırdım,
İnsanın içindeki çocuk
hiç büyümüyormuş aslında.
.
Bir kuş sürüsünü görünce hâlâ sevinmesi,
ilk yağmurda camdan dışarı bakması,
bir çiçeği görünce durup okşaması bundanmış.
.
Ne güzel şeymiş
çocukluk merakını kaybetmemek.
.
(Çünkü umut biraz da
dünyaya her gün yeniden bakabilmekmiş.)
Nice yollar yürüdük.
Bazen yorulduk,
bazen durup dinlendik.
Ama her sabah güneş,
sanki ilk kez doğuyormuş gibi yükseldi ufuktan.
Hayat bize bunu öğretiyordu:
Gece ne kadar uzun olursa olsun,
sabahın gelişini engelleyemiyordu.
Kış ne kadar sert geçerse geçsin,
toprak baharı unutmuyordu.
Zenginle yoksulun gölgesi aynı uzunlukta düşüyordu toprağa.
Ve insan,
kaç kez kırılırsa kırılsın,
yeniden sevebilecek bir güç buluyordu içinde.
Bir gün yaşlı bir ağacın altında oturdum.
Dalları göğe uzanıyordu.
Gövdesinde yılların izi vardı.
Rüzgârla konuşur gibiydi.
.
O an düşündüm:
Ağaçlar da fırtınalar görüyor,
ama yine de
çiçek açmaktan,
meyve vermekten vazgeçmiyor,
göğe yükselirken toprağa tutunuyor.
.
(Demek ki güç,
hiç sarsılmamak değilmiş.
Her sarsılıştan sonra
yeniden doğrulabilmekmiş.)
İnsanları düşündüm sonra.
Hayatıma girenleri.
Kimi kısa bir selam bıraktı,
kimi uzun bir dostluk.
.
Ama hepsinden bir şey öğrendim.
(Çünkü her güzel insan,
karanlıkta yakılmış küçük bir kandil gibiydi.
Işığı belki uzaklara ulaşmıyordu,
ama bulunduğu yeri aydınlatıyordu.
.
Ve bazen bir insanın içini aydınlatmak,
bir şehri aydınlatmaktan daha kıymetli oluyordu.
Ne çok şeyin peşinden koştuk.
Uzak ufukların,
parlak hayallerin,
erişince tamamlanacağımızı sandığımız şeylerin.
.
Mutluluğu parada pulda aradık.
Büyük servetlerde,
Ulaşılmaz başarılarda,
şanda, şöhrette
makamda, mevkide,
erişilemez ihtişamda.
.
Sonra fark ettik ki;
Mutluluk çoğu zaman
kapımızı sessizce çalıyormuş.
.
Sevdiğin bir sesin adını söyleyişinde.
Torunun elini tutan bir dedenin yüzündeki gülümsemede.
Akşam eve döndüğünde seni karşılayan bir yuvanın sıcaklığında.
Sağlıkta sıhhatte.
Hayatın en güzel hediyeleri
gösterişsizce kapımızda nöbet tutuyormuş.
Bir akşam güneş batarken
ufka baktım.
Gökyüzü turuncudan mora dönüyordu.
Kuşlar yuvalarına çekilmişti.
Dünya yavaşlıyordu.
.
Ve içimden şu geçti,
Belki de ömür,
her şeye sahip olmak için verilmemişti.
.
Belki de görüp sevmek içindi.
Bir çiçeği gerçekten görüp koklamak.
Bir insanı gerçekten dinleyip anlamak.
Bir anın kıymetini gerçekten hissedebilmek.
Ve şükredebilmek.
.
(Çünkü şükür,
kalbin karanlığına açılan bir pencere gibiydi.
Açıldıkça ışık doluyordu içeri.)
Şimdi geriye dönüp baktığımda,
Yılların bana bıraktığı en büyük armağanlardan birinin
umut olduğunu görüyorum.
.
(Çünkü umut,
Kuruyan dalda saklanan tomurcuktu.
Bulutların ardında bekleyen mavilikti.
Yorulan gönlü yeniden ayağa kaldıran görünmez eldi.)
.
Ve insan yaşadığı sürece,
Bir çocuk güldüğü,
Bir anne dua ettiği,
Bir dost kapıyı çaldığı,
Bir kalp iyilik için çarptığı sürece
Umut hep olacak,
.
Hayat hiçbir zaman tamamen kararmayacak.
(Çünkü hayat,
Bütün yorgunluklarının altında,
Sessizce büyüyen bir bahar taşıyormuş.
Ve o bahar,
En umutsuz görünen günlerde bile,
Bir yerlerde mutlaka
Çiçek açıyormuş.)
Günün sonunda;
.
Bir kalpte bıraktığın iyilik,
bir yaraya sürdüğün merhem,
bir karanlığa taşıdığın ışık ,
bir düşmüşe verdiğin omuz
kalıyormuş.
.
Ne isimler,
ne makamlar,
ne unvanlar,
ne de yıllarca biriktirip korumaya çalıştığın servetler.
.
Rüzgârın önce kaldırıp
sonra usulca toprağa bıraktığı
sararmış yapraklar gibi,
.
Sessizce dağılıp yok oluyormuş.
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, 2018.
Tahsin ÖzmenKayıt Tarihi : 17.06.2026 00:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!