bu yol ayrılığa gider
kalplerin kırıldığı yere
yüreklerin yorulduğu yere
incilerin saçıldığı yere...
ateşli kelamların savrulduğu yere
kurşun yerine...
kar yağmadan bir kışı soba yakmadan bir sonbaharı...
yıkanmadan defnedilen naaşları kuşların kırlangıçların...
ahmakıslatandan kaçan büyüklerin
dolu altında kalmış kaputları ezilmiş araçların...
aslında ben o değilim
sen de pekiyi biliyorsun bunu yosma...
ağzımı açtırtma bana kurtlar dolaşsın eteğinde...
bak ne kadar derinden yankılanıyor hergelenin sesi
uluyor adeta yine köpoğlusu kendini kurt sanıyor
karanlık camekânların önünden gizlenerek geçişi bundan...
kimseye dokundurtmadı göz yaşlarını
bir balık gibi ıslattı kendi fanusunun suyunu
toprağa düşen bir iki damlanın içine kum karıştı
yanağından süzülüp çenesinde birikenleri
yeşil kazağının koluna sildi
onlar orda kaldılar birkaç an...
sahtiyan yazıyorum insan yüzleri çıkıyor karşıma
herkes yok ama
renkler burunlar gözler yok gibi...
tomucuk yazıyorum göğüsler çıkıyor karşıma
hepsi burada
hep aynı yuvarlaklık hep bir çocuk hissi...
dudaklarını ısırmış dudaklarını ısırmış dudaklarını ısırmış
bir çocuk bir çocuk bir çocuk...
sakalları dizine inene kadar masallar dinlemiş
uydurmuş düzinelercesini...
saçmalamış uydurmuş kondurmuş kandırmış
zafiyet geçirtmiş bütün duyularına oburluktan öbürlükten...
suda taş sektirirken
elimi tuttu
sarı hurma yediydik
beraber
oturduk
dibinden su sızılayan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!