Ben, külü avuçlarında , saklayan bir kadınım,
geçmişin tozunu saçlarıma sindirmişim yıllarca.
Bir zaman vardı, bir adamın adını
kalbimin duvarlarına dua gibi yazardım.
Sevmiştim.
Öyle derinden, öyle kör,
sanki dünya onun bakışından ibaretti.
Sonra gitti.
Bir akşamüstü gibi sessiz,
bir vedasız tren gibi uzak.
Ben kaldım,
kırık fincanlarda soğuyan çaylar,
yarım kalmış cümleler,
ve geceleri büyüyen yalnızlıkla.
Terk edilmiş bir kadındım ben,
yaralarımı gecelere anlatan.
Geçmiş dedikleri şey,
meğer insanın omzuna çöken ince bir tozmuş;
silmezsen ağırlaşıyor,
taşıdıkça insanı yaşlandırıyor.
Çok ağladım.
Bazen bir şarkıda,
bazen sokaktan geçen yabancı bir gölgede
onu aradım.
Ama öğrendim—
geçmiş, geri dönmeyen bir mevsimmiş.
Ve geçmişin yarası,
kanadıkça değil,
bakmayı bıraktıkça kabuk tutarmış.
Şimdi düşünmek bile yoruyor beni.
Eski acıları avuçlayıp durmak,
aynı taşları kalpte çevirmek…
Hayır.
Ben artık önümde açan yollara bakmak istiyorum.
Çünkü ben hâlâ umut dolu bir kadınım.
Küllerimden bahar çıkarabilirim.
Bir sabah yeniden âşık olabilirim mesela,
gözlerimde eskisi gibi ışıkla.
Bir el tutabilir ellerimi,
yorgunluğumu sevgiyle dinlendirebilir.
Ve geçmişe baktığımda
geride kalanlara ağlamak yerine
teşekkür etmek istiyorum şimdi;
beni ben yapan acılara bile !!
Teşekürler...
Çünkü ben kaybolmadım,
yalnızca biraz kırıldım.
Ve kırılan yerlerden ışık sızar.
Artık yüzümü geleceğe çeviriyorum.
Bir kadın olarak, yeniden.
Aşkı arıyorum...
ama eksik olduğum için değil,
taşan kalbimi paylaşmak için.
Belki bir gün
biri gelir,
yaralarımı sormadan öper,
ve ben içimden şöyle derim:
“Geçmiş, ardımda kalan tozdu.
Ben ise yürüdüm.
Ve aşk,
beni bekleyen yolda açan çiçekti.”
Kayıt Tarihi : 25.04.2026 21:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!