Sanma ki baki kalır, ne bu saray ne bu han;
Bir nefeslik uykudur, ezelden beri cihan.
Bülbül ötmez gül solar, ömrün baharı geçer;
Ecel şerbetini bak, her canlı tas tas içer.
Er kişinin rütbesi okunmaz son namazda;
Bir kefene sarılmış, en zengin en yoksul da.
Ne saraylar kurtarır, ne taçlar başındaki;
Yalnız takvayla okunur, mezar taşındaki.
Uyan artık gafletten, vakit dolmadan uyan;
Ne mal kalır ne mülk, musallaya vardığın an.
Dünya bir gölgeliktir, konaklayan gün sayar;
Hakk’a teslim olmayan, her adımda yalpalar.
Kimseye hor bakma sen, hepsi toprak ürünü;
Mevlâ’m kabul eyleye, garip tefekkürünü.
Bir yetim başı okşa, garibe bir sofra aç;
İnsanoğlu en çok da bir tatlı söze muhtaç.
Kuru dal gibi kalma, meyve ver de gölge ol;
Hak rızasını bulmak, en şerefli, ulu yol.
Yürü doğru yol üzre, ne eğril ne yoldan sap;
Ahirde kurulacak, çetin ve büyük hesap.
Tağuta kul olma hiç, Hakk'a bağla özünü;
Mahşer günü ak eyle, O Divan'da yüzünü.
Dilin zikr-i Hak ile gönlün nur ile dolsun;
Her türlü hâlin şükür, her adımın Hak olsun.
Elinde varı yok et, yoğ ile var ol bugün;
Aşka düşen bir kulun, ölüm günü bir düğün.
Halilî, nefsin ile her nefeste cenk eyle;
Yüce Mevlâ katına, yüz sürüp secde eyle.
Şairden Gönül Dostlarına:
Ey bu kelamın kıyısına uğrayan can!
Sanma ki bu sözler sana yüksek bir minberden, kusursuz bir kürsüden söylendi. Ben de senin gibi şu fani pazarın bir yolcusuyum; toza, toprağa bürünmüş bir garibim. Bu mısralar, sana bir üstünlük taslamak ya da akıl öğretmek için değil; kendi nefsimin karanlığında bocalarken tutunduğum birer kandildir.
Hani der ya Hazret-i Mevlânâ: "Ey can! Kim olursan ol, yine gel..." İşte bu tefekkür; kapısına yüz sürdüğümüz Ezelî Sevgili’nin katında bir "hiç" olduğumuzu hatırlama çabasıdır. Sarayların, taçların, malın ve mülkün bir nefeslik uykuda kalacağı o çetin güne varmadan evvel; gel, birlikte silkelenelim gaflet uykusundan. Bir yetimin başını okşayıp bir garibe sofra açalım; kinimizi toprakta bırakıp tatlı bir sözle gönüller kazanalım.
Şayet bu fakirin dize dize sıraladığı öğütlerde bir hakikat, bir güzellik bulursan bil ki o Hak’tandır; bir kusur, bir eksik görürsen o da benim hamlığımdandır.
Rabbim her adımımızı Hak, her nefesimizi şükür eylesin. Son durağımız olan o vuslat gününü, korkulacak bir karanlık değil, aşkla kucaklanacak bir düğün gecesi kılsın.
Dualarınızda bu garip Halilî’yi de hatırlamanız niyazıyla...
Şiirden geriye kalan satırlar:
•Tahtın da tacın da sonu topraktır; insanı yücelten malı değil, güzel amelidir.
•Dünya malı elde kalmaz, iyi ad kalır; insan öldüğünde serveti değil, ameli konuşur.
•Ömür bir nefeslik handır; vakit dolmadan gönlünü temiz, dilini zikirde tut.
•Dünya geçici bir misafirhane, ahiret ise asıl yurttur; yolcu olduğunu unutma.
•Dünya bir handır, ömür bir yol; yolcunun azığı mal değil, iyilik ve güzel ameldir.
Tarih / Yer: 20 Ağustos 2026 / Perşembe / Bartın
Tarz: Anonim / Halk Şiiri Geleneği (Beyit Yapısında)
Kayıt Tarihi : 19.08.2026 15:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!