Yamalı elbisemiz olurdu lime lime
İğneye yol açana biz denirdi eskiden.
Bizlere yabancıydı anne denen kelime
Ana demeden önce kız denirdi eskiden.
Kuyulardan su çekip doldururduk kovayı
Bazlamayı beklerken tadardık(!) oklavayı.
Platoyu bilmezdik, duymamıştık ovayı
Yükseltisiz tarlaya düz denirdi eskiden.
Eksilmezdi bahçenin; mısır, küncü, darısı
Arkadaşa aitti bir lokmanın yarısı.
Yazıları kaplardı ekinlerin sarısı
Gri rengi bilmezdik boz denirdi eskiden.
Üst-baş sakız olurdu toplanırken fıstıklar
Yorgunluğu alırdı dağda taştan yastıklar.
Kışları gıdamızdı nişastalı bastıklar
Yediğimiz cevize koz denirdi eskiden.
Taş armudumuz vardı yoksa da muşmulamız
Üzüm, fıstık doluydu, yıl boyunca zulamız.
Gökte çoban yıldızı, şaşmayan pusulamız
Güneyin tam tersine kuz denirdi eskiden.
Yıl başka bölünürdü; kiraz, orak, zemheri
"Hökümetçe" takvimler hep on üç gün ileri.
Eylül ayı gelince sarartırdı her yeri
Sonbahar mevsimine güz denirdi eskiden.
Atın ismi beygirdi, köpek; kapıda yatan
İncirin adı patlak, su teresi; ıspatan.
Uyanık; cingöz idi, daha uyanık; şeytan
Aşırı saf olana kaz denirdi eskiden.
Çayırlarda oynayıp pınardan su içerdik
Yorulur yıpranırdık, kendimizden geçerdik.
Sülükler arasında kürtün otu biçerdik
Kamışlığın adına saz denirdi eskiden.
Az önceyi bilmezdik onun yerine bayak
Dik dursun diye konan desteğin adı dayak.
Jiletten daha keskin saz bitkisiydi kıyak
Suyun çıktığı yere göz denirdi eskiden.
Fakir amma temizdik, kirin adı 'yağır'dı
Yalan söz söylemenin cezası çok ağırdı.
At, eşek mun(r)dar hayvan, inek cinsi sığırdı,
Küçükbaş sürüsüne yoz denirdi eskiden.
Ağzımızdan düşmezdi beyaz kenger sakızı
Çiğnedikçe artardı dişimizdeki sızı.
Tükürüğün köpüğü ölçerdi hızımızı
"Acele et" yerine, tez denirdi eskiden.
Menfaatler uğruna dost ahbap silinmezdi
Tükürülen bir yüze dönüp de gülünmezdi.
Ateşle ısınırdık; doğalgaz bilinmezdi
Ocaktaki yanana köz denirdi eskiden.
Yanımızda tutmazdık soysuzluğu öveni
Mahalle ayıplardı olur olmaz söveni.
Sıcakta ekin biçip döndürürdük döveni
Serinleten yerlere buz denirdi eskiden.
En büyük bahtiyarlık eksiği gidermekti
Hüner; saklamak değil olmayana vermekti.
Elbette en güzeli tevazu göstermekti
Havalı harekete poz denirdi eskiden.
Beklese de sonunda mezar denilen kuyu
Can çıksa da çıkmıyor bazılarının huyu.
Ses etmeden yürütüp saman altından suyu
Gizlice iş tutana uz denirdi eskiden.
Yorgunluktan dizlerin kalmasa da takati
Dostumuz gel deyince şaşırmazdık saati.
Her şeyden önemliydi yüreğin sadakati
Şahide gerek yoktu "Söz!" denirdi eskiden.
09.03.2022 - Malatya
Mustafa ErkenekliKayıt Tarihi : 4.09.2026 09:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!