Derken yağmur çiselemeye başlasın.
Diyelim ki bu yağmur,
paydos ziliyle beraber bir kadının alın teridir...
Ve ardından topraktan mis gibi bereket kokusu yükselsin;
Bilelim ki bir kadın,
ağlayan bebesinin ağzına dayamıştır memesini.
Kendi gölgesini bile emanet taşır sırtında bazen,
Aynalara sığmayan o kederli siluetiyle...
Her kırık dökük umudu,
bir iğne oyası gibi işler zamana.
Zaman ki, kadının sabrıyla ölçülür bu çorak iklimlerde;
Bir yanardağ sessizliğiyle biriktirir küllerini,
Kendi ateşinde kavrulup,
kendi yağmuruyla sönmeyi öğrenene dek.
Her güneş doğuşu,
bir kadının yaşama karşı yürek sesi olsun.
Çiçeksiz duvarlar arasında
benzeri suçlara fail olup hükümler giyişi de ...
Hep sürecektir;
başka türlü okunmuyor hikayeler bu topraklarda.
Yazılmayınca bir kadının ismi sayfaların ortasına,
Anlamadığı bir cümle gelir saplanır böğrüne.
Köşesinden yaprağı özenle katlarken,
Adı “kadın” olur
Belki de ucuz bir aşk romanının sonunda,
Bir kadın duyguları patlamış mısıra benzer;
Isınır ve patlar,
beyaz çiçekler açar en sonunda.
Her fecir sonrası
Bahar dallarının hatırına
büzüşür yatağın kenarında öylece,
Hep böyle uyur sanırsın;
Oysa günler doğurur yatakta
ve o en büyük sancısıyla...
Kadın; acının denizinde sürgünde ateştir,
Hem titrek hem kırılgan...
"Eylül" derler sararan rengine yaprakların,
Bir yanını ele verir sonbahar.
Haberini bir bebenin ağlama sesi getirir;
İç ısıtan, eriyip dökülen kelimelerle
gelincik tarlasına benzer gülüşü kadının.
Öper yalnızlığını,
zamansızca ıslanır göz kirpikleri
Damla damla sel olur.
Adını yıldızlara yazar her gece;
Ruh verir, can dokur, kalbiyle ısıtır kadın.
Her verdiği biçim kendine benzer.
Kalbinin yazdıkları açılınca rastgele bir yerinden;
Aşkı, sevgisi, sırrı ve gizemi de açılır sayfa sayfa,
"Rüzgâr gibi geçti" denilen sevdaların ardından...
Ve güneş henüz batmadan,
Kan çanağına dönmeden gözleri
ve paramparça olmadan yüreği,
Günün sonu gelir uçuşmaya başlar bütün perdeleri.
Öyle bir fırtına dolar ki içeri,
Alevi kaçmış muma döner kadın.
Yürek susar
ve unutulur sözleri o meşhur şarkıların.
Adına ne dense densin,
bütün ayrılıklar kadına çıkar.
Fırtınalar akşamüstüne dökülür hiç umursamadan.
Bir bilse bu makus taarruza neden tutulduğunu,
Bu saatte tutan sancıların sebebini anlamadan,
Önce yorganı çeker başına,
sonra uyku tutmaz geceler boyu.
Şehirlere hapsolur.
Gecekondu odalarında yakar aşk hanesini,
Hasret kalır gündüz aydınlığına.
Gecelerce yüreğini parçalarken çığlıklarla,
O nazenin gülüşüne bir acı daha ekler.
Ay ışığı çarpar yüzüne geceleri;
Issız bir vadi gibi soğuyan pencereler,
açıldıkça derinleşir yarası.
Biter bir kadın hikâyesi daha...
Dağılır etrafa sonbahar yaprakları
Kırılgan, sararmış ,perişan .
Şimdi yarası artık bir sızı değil,
kanat çırpan bir anka kuşudur.
Tarihin paslı sayfalarından sıyrılıp,
Kendi ışığında yürüyen,
mağrur ve sonsuz bir boşluktur artık o.
Kendi hikâyesini,
kendi suskunluğuyla yazmıştır.
Kayıt Tarihi : 3.07.2024 11:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!