Henüz hiçliğin alnında bir çizgi bile yokken,
Zaman, kendi sessizliğinde uyuyorken,
Karanlığın en mahrem odasında bir sızı;
Işıktan önce, sesten önce,
Kendi berraklığıyla sarhoş bir damla düştü boşluğa.
Gök henüz fısıldamıştı kadim sırrını.
Yalnızca var olmanın o sancılı hevesini
Yaprakların yeşil damarlarından süzülen o kutsal ter,
Toprağın altındaki o devasa, o dipsiz susuzluğa dokundu.
Bir ceht ki bu; hem arındıran hem eriten,
Köklerin karanlık dehlizlerinde yürüyen gizli bir nehir gibi.
Cennetin bahçelerinden çalınmış bir yasak meyve gibi;
Önce o salkımların mor kabuğunda birikti,
Sonra uçurumların göğsüne sinen o dumanlı sis oldu.
Mağaraların sükutuna sığındı,
Çöllerin ayazında kendini dondurdu,
Hep var oldu saf ve pak…
Yolunu arayan bir yolcu değildi o,
Doğrudan yolun kendisiydi, vadilerin ta kalbiydi.
Kurumuş nehir yataklarının son çığlığıyla coştuğunda,
Kıyılardan eksilerek büyüdü,
Kendi eksikliğinde koca bir okyanus keşfetti ruhu.
Şelalelerin köpüren hırsı,
Kuşların kanatlarında göğe yükselen bir buhar ayinine döndü;
Dağların o mağrur alnına kondurulan,
Yıllara meydan okuyan serin bir yemin gibi.
Bazen deliliğin sınırında, damarlarda gezen bir zehirdi ,
Yıkan, yakan, geriye sadece enkaz bırakan bir fırtına...
Bazen de bir çocuğun rüyasına sızan mavi bir masal,
Bir ceylanın ürkek bakışındaki o efsunlu coğrafya.
Şimşekler gökyüzünün tenini her kanattığında,
Karanlığın muştuşu parça parça döküldü yeryüzüne.
Sürgünlerin, yorgunların, kalbi kırıkların caddeleri
O mübarek, o yahşi sağanakla yıkandı yeniden.
Bir dervişin kendi etrafında dönerken unuttuğu dünya gibi,
Yüz bin kere ölerek,
Ve külünden daha diri kalkan bir anka kuşu gibi...
Bir annenin sinesindeki süt beyazı şefkat,
Gecenin bağrında harlanan o dilsiz ateş oldu.
Öyle bir cevher ki ;
Dokunduğu yangını söndürürken,
kendi içinde gizlice tutuşan,
Kendi közünden yeni bir gökyüzü doğuran...
Ve nihayetinde,
Ne bir ses kalacak geriye bu sahneden , ne bir kıpırtı.
Sadece gökle yer arasında asılı kalan,
O bitmek bilmeyen, o kadim, o ulu deveran.
Bir damlanın içinde kıyameti koparıp,
Ummanda yeniden uyanmanın hikayesidir bu.
Çünkü menzil, varılan o uzak ufuklar değil,
Dönüp dolaşıp başlanan o ilk noktadır.
Zamanın dar gömleğine sığmayan o ebedi rahmet,
Sonsuzluğun boşluğuna bırakılmış,
Hiç bitmeyecek bir "Ah" gibi yankılanıp durdu hep...
Öyle bir "Ah" ki, mekânı yırtan bir rüzgâr gibi genişledi,
Yıldızların soğuk yüzlerine dokundu önce,
Sonra galaksilerin dönen girdabında kendine yeni bir yatak oldu.
Durmak, o kutsal akışın kendi kendini ihbar etmesiydi;
Durmak, o berrak sırrın ve hikayesinin bitmesiydi.
Oysa o, kendine aşık Nil yatağı gibi,
Durmaksızın aktı,
Kendi uçurumuna doğru.
Zaman geldi taşların çatlayan göğsünden fışkıran bir filiz oldu.
Göklerin karanlıkta fısıldadığı o gizli dualar,
Yaprakların ucunda birer elmasa dönüştü sabaha karşı.
İşte orada, evrildi bir ince sızı oldu,
Kainat yeniden kurdu kendi mahkemesini:
Her damla bir şahit, her yağmur bir itiraftı.
Dünya, kendi günahlarından arınmak için
Gökten inen o şimşekler altında
Serin bir seher yeline dönütü
Huzur erdi ,huşuya büründü …
Hangi nehir kendi kaynağına ihanet etmiştir?
Hangi buhar, gökyüzünü unutup toprağa esir kalmıştır?
Bu yüzden adın rahmet senin, bu yüzden adın itaat.
Zifiri karanlıkların ortasında beliren o koridorlarda,
Güneşin bile girmeye hicap ettiği o mahrem kuyularda,
Hâlâ o ilk nabzın vuruşu gizli.
Ölümcül bir çılgınlıkla çalkalanan o koca denizler bile,
Aslında bir damla suyun dalgalanışından ibaret.
Gökyüzü bir kez daha aydınlanıyor şimşeklerin parıltısıyla,
Caddeler, o mübarek heyecanın sağanağı altında dilsiz birer derviş.
Yorgun bakışların, kırık hayallerin üzerine inen her damla,
"Yeniden" diyor, "Yeniden başlamak mümkün."
Çünkü bu bir yok oluş değil,
Kendi kozasından saf ışığa dönüşme sanatı.
Ve dindiğinde o büyük gürültü,
Sular çekilip fırtına kendi yatağına çekildiğinde,
Geriye sadece toprağın bağrından yükselen o buğulu, o kadim koku... Cennetten düşen o yasak meyvenin tadı kalacak dudaklarda.
Bir damlanın içinde başlayıp,
Koca bir ummanın sessizliğinde son bulan bu destan kalacak.
Aslında hiç bitmedi, hiç bitmeyecek.
Biz sadece, o ebedi deveranın ortasında,
Gök ile yer arasında durmuş,
Kendi içimizdeki dalgaların sesini dinliyoruz...
redfer
Kayıt Tarihi : 23.11.2016 18:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!