Zaman durdu, dünya durdu, hayat durdu!
Ben vuruldum...
Bir şehrin serin ve aydınlık olan bir gecesinin,
Sessiz uğultusunda başladı her şey...
Tek amacım, her tarafımı saran,
Üstüme üstüme gelen duvarların soğukluğundan,
Sen vuslatı bilir misin güzel kadın,
Vuslatı yaşamaya yeminli kalpleri?
O kalplerin uslanmak bilmez asi çarpıntılarını...
Ve o çarpıntıların insana bir ninni gibi gelen ritmini?
Peki, sen hicranı bilir misin güzel kadın,
Hicranı yaşamaya mahkûm kalpleri?
Ben en çok nisanda yağmuru sevdim.
Nisanda sevdim, sırılsıklam ıslanmayı,
Sen bir nisan günü yüreğime yağdın diye...
Yine aylardan nisan,
Günlerden herhangi bir gün...
Ve ben yine evimin arka odasındaki,
Bir yangın var her yeri çepeçevre saran,
İstanbul’u karanlığa gömmüş, her yeri saran duman...
Ama herkes bihaber bu yangından!
Bir koşuşturmadır herkesi saran,
Ekmek derdinde kimi, bedeni kan revan!
Çalmanın peşinde bir diğeri, ekmeğini taştan çıkarandan...
Ben burada senin derdine yanıyorken,
Sen gidip başkalarına derman olmaya çalışıyorsun.
Senden gelecek en ufak bir ışığa muhtaçken,
Sen gidip başkalarına güneş oluyorsun.
Ben seninle sonsuzluk yemini etmişken,
Sen bana zorla sonu dayatıyorsun.
Bir adam tanıdım, çok uzun zaman önce...
Herhangi bir ayın, herhangi bir gününde,
Gözü pek, yüreği mert,
Allah’tan başka hiçbir şeye eyvallahı olmayan,
Yiğit bir adam...
Bu ülkenin herhangi bir şehrinden gelen,
Bir hüzün kaplamış etrafımı yine,
Hem de çepeçevre,
Nereden geldiğini bilemediğim...
Bir burukluk ruhumu esir almış yine,
Sebebini çözemediğim...
Bir türlü anlamlandıramadığım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!