Avuçlarını kavuşturmuş
Bir masada mahzun oturmuş
Büyük şairlerin duruşu
Böyle dağdağasız olurmuş
Parmakları dudaklarında
Başım zonklayarak uyandım uykudan
Vücudumun her zerresinde ürperti
Aklım şaşkın, kalbim puskun, ruhum üryan
Üstümde göklerden inen bir serpinti
Bu muydu beni Arş’a taşıyan atım
Sıkışıp kalmış cenderesinden
Çırpınır kurtulmak hevesiyle
Rüzgarların uçsuz bahçesinden
Mis kokular toplar sepetiyle
Umutla doldurur yelkenini
Öl emrini aldınız da öldük mü sandınız
Bedenimiz ölür Mehmet’im, ruh yaşar, ölmez
Toprağa düştünüz de gömüldük mü sandınız
Ölenler gömülür Mehmet’im, şehitler ölmez
Belki O’nu hepimizden de fazla sevdiniz
Rabbim cömert yüzünü sende göstermiş
Güzel huy altınsa mücevher sendedir
Yüzüne sımsıcak gülümseyiş vermiş
Ilıman iklimlere sefer sendedir
Ben dalgalı denizim sense alize
Sensin biliyorum,
Sensin.
Bu kış rüzgârının sesi sensin.
Püfür püfür esişin ondan,
Bizim sokaktan geçişin ondan.
Rabbim bütün cömertliğini sende göstermiş
Bilmem ne çeşit güzel huy varsa hepsi senin
Dahası giy diye kadife gibi ten vermiş
Ama sadece baş başayken onu giyersin
Görmedim hayatımda senin gibi bir çiçek
Selam olsun bizden size ey mevtalar
Söyleyin, söyleyin orda herkes bahtiyar mıdır
Ecelle yarım kalır burda hep sevdalar
Dünyada yar olmayan orda bize yar mıdır
Kalmadı kırların bayırların rengârenk süsü
Ben bir topacım döner dururum
Kendi etrafımda kendi kendime
Burnum sürttükçe bilenir gururum
Şaşarım içimde neler beslediğime
Beni çeviren ip eski bir urgan
Döner, döndükçe kendi girdabında
Acıkmışlığın doyumsuz makinası
Emer boşluğu annesiymişcesine
Eğirir içinde kirmen gibi
Şüpheci, korkak değil asla




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!