Benim dağlarım her dem bülbüldür güldür
Gel götüreyim seni o dağlarıma
Sularım berraktır akar güldür güldür
Gel çiçek aç sen de katıl baharıma
Gidelim yavrum biz buralardan çekip gidelim
İçimize mal mülk hırsı kök salmadan gidelim
Öyle yaman öyle güzel bir hırsız ki bu dünya
Gönlüm çalıp neyim var yok o almadan gidelim
Arkamızdan hayır dua eden insan bol olsun
Gözlüğün ruhu alev aldı
Kurtuldu bütün düşüncelerinden
Ne fark ederdi olmak ya da olmamak
Çat diye çatladı tam orta yerinden
Sıkılmıştı hep perdelemekten güneşi
Hep aynı sözler edilir, hep aynı terane
Ne bunlar şiir, ne de söylenen şairane
Nerde kaldı ahenk, vurgu ve ritim; zamane
Tüten ocaklara bakarım hepsi virane
Sarışın buğdayı rüyalarımızın
Ansızın çıkarsın bakmazsın mevsime
Hasat olmak için bana yalvarırsın
Sapın samanın ilmek olur giysime
Senin ekildiğin tarla yüreğimdir
Rüzgâr dinlemez sallar
Ağaçları, otları
Düşer suya hayaller
Kopunca halatları
Giderler yavaş yavaş
Saçlarımı okşar, ve avutur, bir el beni
Uyan karanlık düşlerinden, uyan, diyerek
Kadifemsi teninden, yok, sıyrılmış bedeni
Eğmiş üstüme başın, bakar, gülümsiyerek
Dudaklarında titrek beyaz kelebekler var
Ne zaman duysam metal parçalarının tıkırtısını
Anlarım onların o iç sıkıntısını
Dertleşirim onlarla kendimce bir müddet
Silerim belki dertlerinin bir kırıntısını
Metalin iç çekişidir bu duyduğum sesler
Şu karşıki metruk evin odalarında
Hayaletler gibi dolaşır durur zaman
Parça parça olmuş zemin tahtalarında
Kendini ancak kendine buldurur zaman
Hınçla kapar o pencere kanatlarını
Kaç bin yıl öncesinden kim bilir kim sanatkâr
Giydirmek için seni pürüzsüz bir mermere
Usta elleriyle sert taşı sabırla yontar
Güzelliğin yükselsin diye daha göklere
Bir esinti ak eteğinin dalgalarından




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!