Kadranın içinde bir daracık ev,
Biri kısa çocuk, biri uzun dev.
Akrep ağır canlı, hep yerinde ağır,
Yelkovan telaşlı, koşar bağır çağır.
Kısa olan akrep, saatleri sayar,
Birden bire dökülsün, içimdeki tüm sesler,
Bağlar kopsun sökülsün, yenilensin nefesler.
Su akar yatağında, zaman su gibi sızar,
Gecenin şafağında, kalem kaderi yazar.
Tık tık vurur kalbimiz, bu ritim hiç durmasın,
Nefes, sonsuzluğun göğsünden çalınmış bir emanet,
Zaman, fani beden için örülen dar bir esaret.
Tükenmez sanılan o avaz, bir gün susmaya mahkûm;
Mutlak sessizliktir ruhun sakladığı asıl kehanet.
Gövde dedikleri, ruhun hapsedildiği dar kafes;
*I*
Belki bir akşamüstü, buluşuruz Galata’da
Dökülür eteklerinden eski kırgınlıklar
Zaman asılı kalır o eski yarada
Yürekte demini alır sönmeyen umutlar.
(An durdu, saat kırıldı, kum bitti bitti devran;
Şimdi sonsuz boşlukta, kendi vaktini kuşan!)
Yıllar birer gölgeymiş, asırlarsa bir rüya;
Ömürler geçip gitti, bakıp kandı dünyaya.
Tarih derin bir nehir, akıp giden bir seldir;
Gölgedir bu zaman, ömür bir rüya,
Doğanlar can verir dar bir odaya.
Koca çınarlar da döner mumyaya,
Gözümüz önünde söner her ışık.
Ne bir hoş seda, bıraktık ne bir iz,
Sükûtun nehridir / kalbdeki cevher,
Lafza bükülmeyen / derin efsundur.
Gölgesi ruhuma / düşerken seher,
Mizanı dosdoğru / tutan füsundur.
Yollar çetin ama / heybemiz nurlu,
Eriyen saatten damlar zamanım
Bulutlar kusuyor, tüter dumanım
Gözleri bağlı bir kuştur gümanım
Gölgemi duvara dikti eylemim
Balıklar uçuyor kuru derede
I.
Zamanın ipleriyle / bağlıyım bu perdeye,
Sistem bir gölge çizmiş, / "Yürü" der ileriye.
Akrep yelkovan kovalar, / ömür akar sinsice,
Hapsedildim bir ana / her saniye, her gece!
Zamanın nehrindeyiz, akıntıya ters giden,
Boyutlar yarıldıkça, kurtulur fani beden.
Işık hızı aşılır, takyonlar fırlar o an,
Geleceğin içinden, sökülüp gelir zaman.
Einstein’ın köprüsü, bükerken uzayları,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!