Anneme…
Bir gülüşün vardı, sabahın ışığı gibi,
Yorgun gecelerime umut serpiyordu.
Sesin, en güzel ninnimdi çocukluğumda,
Şimdi sessizliğimde yankı oluyor.
Ellerin…
Giden, yaktığı köprünün külünü avucunda taşır,
Özgürlük sanır adımlarını, oysa gölgesine zincirlidir.
Kestiği dalda kurur kendi baharı yavaş yavaş,
Başka bir göğe uçarken, eski güneşte rehin kalır.
Kalan, suyu çekilmiş bir denizde paslı bir çapadır,
Göğsümde taşıdığım paslı bir zırh değil, yenilgilerin ağır tortusu artık,
Kılıcım keskinliğini, ruhum inancını kanattı sığındığım bu meydanlarda.
Zafer dedikleri, avuçlarımda soğuyan bir avuç külden ibaretmiş meğer,
İnsan kendi kalbini siper ettiğinde, aldığı her yara doğrudan cana değer.
Nice dumanlı harplerden geçtim; kâh galibin kibrini kuşandım, kâh enkazın ta kendisi oldum.
Şimdi pusulası kırık, menzili yağmurlarla silinmiş bir yersizim,
Aynalara sığmayan bir yabancıyım kendi yüzümde,
Adımlarım suya çizilmiş rotalar kadar meçhul.
Bir bedenin içine hapsolmuş iki uzak ihtimaliz biz:
Biri durmadan giden, diğeri hiçbir yere varmayan.
İnsan en çok kendi içine düşerken sağırlaşır dünyaya.
İçimde kanayan o devasa ve suskun boşluğa doğru,
Bugün ben de aynaya bakmadım,
Çünkü sende kaldı en güzel yanlarım.
Bir çay bardağının buğusunda kaybolmuş yüzüm,
Senin yokluğuna alışamadı hâlâ.
Kirpiklerimden sızıyor unuttuklarım,
Her damlası seninle lekeli.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!