Olmazsan ölmezdim,
Ama bilirdim, yaşıyor da denemezdim.
Kişilerce oynadığım, tek kişilik sahnemi,
Bir kere de senle,
Kelimeler boğazımda dizilmeden,
Oynamak isterdim.
Adım çıkmış divanda,
Tek bacak kara mıstık.
Memleketlime ayazda,
Nasıl yanarım ağladım,
Şu kapkara zemheride
Sevdamla ısındık.
Şarap diye kadehlerinden, nahoş ağızlarının
Kenarından kalanları
-yüzde binbeşyüz kâr ile sattıkları,
Böğrümüzden, yanık böğrümüzden,
Altın işlemeli hançerler ile söktükleri,
Bilmem kaç sancı topraklara bulanan,
Ben bir gün öldüm.
Biliyordum üstelik,
Şurada şu saat öleceğim
Sen de biliyordun,
Hatta sen öldürdün beni
Sevmezdin beni
Yüce dağ perslere sınır kapısı
Belinde rubailer, elinde sedef çakısı
Yüzün görmedim, vardır elbet dahası
Doruğunda gezineyim, başıma darısı
Ağrı dağı İran'a hudut kapısı
Cebim boş elimi attığımda,
Ellerin dolsun birtek elime
Alsınlar zikirleri, bir sen yeteceksin.
Buzdandı bana dokunuşun,
Dıştan içe, yakarken donduran.
Sıcak bir çift el,
Bir bezgin kuş misali uçuyor,
Tanrım.
İçimin, anahtarı bende olmayan köşelerinde.
Haddimden fazla sese sağırımdır
Fahişe şehir uğultuları,
Kuytuluktan kaçmış dağlar…
Tan yeri sarardı bir kızıllık kaldı yalnız
Güneş kıvılcım, acıya duldasız.
Göğün kızıl buhurdanlığı,
Düş kasabı.
Nice sevdanın amansız mezarlığı.
Ah, şənliye, taleyə;
Müxtəlif rəngləre,
Hayatda hər bir şeyə,
Orda olmasan
Dözə bilmirəm.
Ne acıdır zincirle ölmek
Gamze çıkaramadan daha öksüz,
Ah ne acıdır taştan ekmek çıkarmamak
Uktelerle saplı bir çamurlukta, zehir zemberek.
Gökyüzünü kararmadan izlemek nasiptir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!