"Dile kulaktan başka tâlip yoktur."
"Deniz balığı suya kandıramaz."
"Gâfilin işi makbul değildir."
"Hak Teâlâ Âdil'dir."
" Câhilin lûtfu ve merhameti azdır."
"Köpek resmine kemik verme."
"Hakk'ın hakkı, ana hakkından öncedir."
"İnsanın ilmi, kalem talimi iledir."
"Nimet hakkını unutmak ayıptır "
"Teenî hak nurudur. Acelecilikse şeytandandır."
"Hırs ejderhadır."
"Şeytanlar aşağılık dünyanın âşıkıdırlar."
Mâneviyat baştacı,ilim süsüdür onun,
Mânevî ilimle coş ki iyi olsun sonun.
Harzemşahlar, Selçukluların ilk zamanlarında bu devlete bağlı müstakil bir vali gibi hareket eylediler.
Alâeddin Tekiş ise harzemşahlar Devleti'ni istiklaline kavuşturdu. Oğlu Alâeddin Muhammed Harzemşahlar devletini büyük bir imparatorluk durumuna ulaştırdı.
Harzemşahlar Devleti, Büyük Selçuklu Devleti'nin bir parçası olduğundan pek az farkla onun teşkilatını devlet idaresinde uyguladı.
Yıllarca kültürümüzü, medeniyetimizi, kültür ve medeniyetimizin önemli isimlerini yılmadan, usanmadan tanıttı bizlere. Birçoğumuz ünlü düşünür, romancı, hikâyeci ve yazarlarımızı onun kaleminden okuduk. Yerli ve millî kültürümüzün özelliklerini, faziletlerini, değer ve kıymetini daha bir doğru anladık, milletimizin ruh köküne azimle, umutla, inançla tutunduk, bizi biz eyleyen değerleri korumanın hayati önemini kavradık.
Kitap, dergi, tanıtımlarıyla ilgilenip bilgilendik, birbirinden değerli deneme, makale, araştırma ve röportajlarıyla ferahladık, sevindik, ileriyi gördük. Millî değerlerimizin aydınlığında düşünmenin, konuşmanın, yazmanın, yürümenin, erdemin, emeğin, dostluğun, çaba ve gayretin, sanatın, edebiyatın kuvvetini, önemini öğrendik.
Millî hikâye, roman, sanat, edebiyat, eğitim ve kültürün faydalarını, tarihi değerlerini, başka roman, hikâye, sanat, edebiyat ve kültürlerden farklı taraflarını, bir daha unutmamak üzere özümsedik, benimsedik.
Merhum Mehmet Ali Taşçı ustanın hikâyeleriyle 1976 yılında tanıştım. O dönemin en çok okunan aylık kültür- sanat dergilerinden Pınar’da yazıyordu. Pınar’da deneme, hikâye, inceleme – araştırma ve kitap tanıtma yazılarını okuduğum, ilgiyle izlediğim, bu sayıda acaba hangi konuda yazmış diye meraklandığım M. Akif Ak, Mustafa Aydın, Yetkin Dilek, Mehmet Taşdiken, Necati Aykan, Veli Şirin gibi ilgiyle izlediğim yazar ve hikâyecilerdendi, merhum Mehmet Ali Taşçı usta.
Benim gibi bir endüstri meslek lisesi öğrencisinin ilgisini okumaya, yazmaya, hikâyeye yönelten, nadir yazarlardan, kültür ve sanat adamlarındandı, merhum. Kendisi gibi çok usta bir hikâye yazarı bildiğimiz, merhumun yazdığı Pınar dergisinde hikâyelerini ilgiyle okuduğumuz Mehmet Taşdiken ustanın dediği gibi “ Kendisine has bir anlatımı, yine özel bir konu seçimi ve detay anlayışı vardı. Kullandığı dili zengin Anadolu Türkçesi idi.” Türkçe onun kaleminden insanı etkileyen, hislendiren, düşündüren, geleneksel değerlerimize doğru yürümemizi öğütleyen, sıcak, sımsıcak hikâyeler şeklinde önce Pınar sayfalarına, sonra gönüllerimize doğru şahlanıyordu. Sözlüklere bakmadan anlayabildiğimiz temiz Türkçesi, Anadolu insanının yaşayışını, düşünme biçimini, çeşitli durumlardaki tepkilerini, iyi niyetini, fedakârlığını, ahlakını, yardımseverliğini o zamana değin örneğine fazla rastlamadığımız bir üslup ile anlatıyor, okuyucuyu bütün samimiyetiyle kucaklıyordu.
Daha sonra günlük Bayrak gazetesinde Söz Temsili isimli köşesinde yazdığı zekâ ürünü, düşündüren, okuyucuyu tebessüme doyuran yazılarında da gördüğüm bu samimiyeti, konuya hâkimiyeti ve anlatmak istediğini lafı uzatmadan en güzel bir şekilde anlatabilme kabiliyeti, onun bir başka güzel özelliğiydi.
- Şiir ve ilim konusunda neler söylersiniz?
- “Arşın anahtarı, şairlerin dilinin altındadır.” diye rivayet edilen uydurma bir hadis vardır. arş, bilindiği gibi bütün varlık âlemini kuşatan bir mekân ismidir. Burada şairler, bütün varlık sırlarına âşinâ insanlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Varlığın sırlarına vakıf olma durumu ise, ilim ve bilgiyi ön plana çıkarır. Buna göre şairlerin, herşeyden önce bu ‘arş’ tabiri etrafında, Allah’ın Zahir, Batın, Evvel ve Ahîr sıfatlarına büyük ölçüde vakıf olduğu farzedilir. Yani şair, bir ârif-i billahtır, bir marifet erbabıdır. Öyle ise, şiirin belkemiğinin ilim olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Klâsik şiirimizin büyük ustası Fuzûli’ye göre de, şiir söyleyebilmek zaten başlı başına bir ilimdir.
Eskiden bir genç şair şiir söylemeye başlamadan önce, göğüslediği zor işin örfüne, geleneğine bağlı kalmak zorundaydı. Mesela önce belagat ilmini öğrenir; bedi’, beyan ve meani ilimlerine tam manasıyla vakfı olduğuunu isbat eder; söz söyleme sanatının bütün inceliklerini kavrar; sonra kendisinden önce gelen birinci dereceden şairlerin bütün divanlarını hıfzeder derecesinde okur, kulağındaarûzun klâsik sesini olgunlaştırır ve ondan sonra şiir yazmaya kalkışırdı. yani edebiyat ilmiyle bütün ciddiyetiyle meşgul olmak zorundaydı.
Abdulkadir b. Ömer el-Bağdadi’nin Hizânetü’l-Edeb isimli eserinde naklettiğine göre, Arap toplumunda delil getirilme vasfı olan söz, şiir ve nesir olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Şiirin geçerli olması için, Arap dilinin bütün inceliklerini ve dil kanunlarını bilme mecburiyeti vardır. Burada dikkatimizi çeken şey, şiirin, herşeyden önce bir takım ilmî disiplinler üzerine bina edilmesidir. Şairin ilimde ortaya koyduğu dirayet, söylediği şiirin güvenilirliğine delâlet eder. Bu yüzden olsa gerek, büyük allame Taftazanî, şairin şiir söyleyişini, Hazret-i Peygamber’in hadislerini manalarıyla nakletme mesabesinde görür ve ciddiye alır. Bir çok arap alimi de, güvenilir Arap şairlerinin söyledikleri şiirlerin, dinlemeyi gerektirdiği yönünde görür bildirirler. Bu bakımdan ilim, şiirin yegâne modeli ve malzemesidir.
PAŞA AĞABEYLE TANIŞMAMIZ
Paşa ağabey ile tanışmamız 1990 yılı yazında olmuştu sanıyorum. Şiiri, sanatı ekmek gibi, su gibi önemli gören, her bulunduğu yerde şiir konuşan, şiiri konuşan, size iyice yaklaşıp gözlüğünün üzerinden ta gözünüzün içine içine bakarak yeni yazdığı şiiri okuyan, konuştuğu kişinin ismine “cuğum”ekini ekleyerek Durducuğum, Aliciğim şeklinde içinden geldiği gibi konuşan bu güzel insan gazetelerden, dergilerden şiirlerini, yazılarını okuduğu Durdu Şahin ile görüşmek, tanışmak, şiir sohbetinde bulunmak için köyüme gelmişti.
O gün ben de sevmiştim benim gibi bir şiir heveslisi biri ile tanışmaya, konuşmaya, siyasetten, geçim derdinden, sen ben kavgasından uzak bir ortamda şiir sohbeti gerçekleştirmek için gelen bu hasbi, kalender, nazik ve hassas insanı, daha doğrusu şairi…
Nasıl sevmez, nasıl değerli bilmezdim Çorum’dan kalkıp türlü zorluklardan sonra İsahacı Köyüne gelen, üstelik kendisinden daha büyük ve daha iyi şair olmayan birini dinlemek, onunla tanışmak için onca yolu aşıp gelen bu şiir aşığını.




-
Ali Kahveci
Tüm Yorumlarmerhaba hocam nasılsın nerelerdesin ???????????