Bu kentin ötesi yok
Bu yaşantının da
Bu günlerinde
Gitmeli bu kentten
Gitmeli bu diyardan
Kaçmalı bu paradokslardan
hazal'a...
Kaç iklimdir, yağmadı beklenen yağmurun
Kaç gecedir, doğmadı gözlerime gülüşün
Kaç zamandır, kısık bir feryattır yokluğun
Ve kaç zamandır
Çorak bir coğrafyanın gözleridir kıraç tenim
Nasıl anlatılır bu hal sana?
Nasıl da anlamsızlaşır yokluğunda anlamlar,
Nasıl anlarsın anlamına anlam kattığım sensizliği?
Nasıl anlarsın sana kilitlenen melankolik sendeki beni?
Yazılmamış şiirlerin mürekkebini koyup cebime
Atinin elemlerini peşin ödemek adına
Gidiyorum muamma yerlere,
Söylenmemiş ezgilerin notalarını
Bir bir yakıyorum, adına hicran konulacak aşkların
Elemini peşin çekmek adına, gidiyorum
Başlarken yenilgiyle beni buluşturan hayat!
Gülüşü çocuklara bağışlayan,
Çocukluğu bana yasak kılan hayat,
Boynuma muskayı, bağrıma sevdayı
umuduma pranga, gözlerime perde çeken
Hasreti bana ihsan eden hayat,
Hazal'a
Hangi kente sığınsam
Çarcıradır bütün meydanlar,
Ferman verilir, mahkemeler kurulur
Sorgulanır tenim, kırılır kalem,
Yitirir hükmünü merhamet
Bugün bulutlarda bir şaşkınlık vardı,
Yağmurlar çorak yüreklere yağmaktaydı!
Gün, karanlıklara zifiri katmaktaydı,
Güneş sevdayı
sevgiyi,
dostluğu,
Lacivert gece bastırırken efkarını,
Özlemin kanser yarası olur kanar yüreğimde…
Gösterirken mehtap büyülü yüzünü nacar yüzüme,
Hayalin ölüm olur düşer peşime…
Gece saklamaya çalışırken en köhne yanını
Ben en hırçın demi yaşamaktayım.
Yaşamın en sevdalı halinde,
sevgileri yüreğimde büyütürüm,
Usul usul yağar eteklerine gecenin en ayaz rengi,
Bir aşk düşüyordu gecenin gözlerinden
Yağarken kar taneleri eteklerine Munzur’un
Büyürken nehir boylarında Botan’da zambaklar
Savururken dört yanı Karacadağ’ın
Ve Sessiz bir gidiş gibi dalarken uykulara
Yarına gülücük büyütürdü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!