Bir an için hayalini düşünüp,
Gözlerimde canlandırırım,
Derin derin bakışlardan sonra.
Kıyam edip ağır ağır sana yönelir,
Tutup ellerinden seni öpesim gelir.
Kır çiçeklerinin arasına alıp,
Ayrıntısında hasret saklıdır bir çok gecenin.
Düşlerin orta yerinde hayat bulur umut,
Tükenişlere inat bir yürek filizlenir şuracıkta...
Gel gör ki, avuçlarına alıp bilinmezlere gidersin
Mazilerse bırakmaz peşini fark ettirmeden,
Gecenin koynuna gizlenir umut bir militan gibi,
Şehr-i Mezopotamya-da Sensizlik...
Şehr-i Mezopotamya’da... "Yokluğun(uz) a dair...."
"yüreği mezopotamya atan herkese.... yani size.! (atfen) "
Sessiz çığlıkların göğe yükseldiği
Zemher-i bir kara kış gecesinde,
” Cudi’nin gelinlik giydiği bir gece karanlığında en tatlısını yaşarken hüzün makamında ezgiler çınlar kulaklarımda "Yarınlara Dair..." Kendime benzettiğim yıldızlara bakıp kalp atışımı sayarım, o vakitlerde bir Botan akşamında.. Yokluğuna yaktığım ateşlerle, ısıtmak için umutlarımı, su-sarak çektiğim özlemlerine gözlerinin…
Sokaklarına sinmiş yakıcı bir biber gazı, diğer yandan kulakları sağır eden ses bombası, Her çeşit silah sesleri havai fişekler, molotof kokteyl kokusu, toma ve akrepten siren sesleri, yüreği büyük, parmakları büyümeden, kahpe kurşunlarla öldürülen çocuk(larımız) ve sen sevgili.... yani kaos, çelişki, paradoks ve özgürlük....
Bir beni bir de yalnızlığımı düşündüğümde kendimi hür bilirim.O tatlı yalnızlıkta dilime dökülen kelimeler daha bir koyulaştırır karanlığı bu esmer gecelerinde Şehr-i Nuh’un...
Ya yalnızlık sigara külü kadar yalnızlık ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi...Ve yalnızlık sigara külü kadar yalnızlık, değerini bilemedikleri sevdaları, değerini bilemedikleri dizeleri hatırladıkça göz yaşlarım eşlik eder sancılarıma, gözlerimde inmeyi bekleyen damla vuslatına erer, özlemle, aşkla umutla..
Gönlümün penceresini kapatırken yağmurların sesiyle uyanırım ellerini uzatmış beni bekliyor Bir yanım Cudi, bir yanım, Gabar, diğer yanım tüm güzelliği ile Namaz dağları... Ortasında ise gittikçe büyüyen bir volkan ateşi, bir yalnızlık, bir kahredici sessizlik ve isyan, yüreğin yangınlarda köz köz küllendiği bu demde, yürek yangınına özlemindir sebep sevgili...
Caddelerinde bu şehrin, kimliğini arayan bir suçlu gibi yağmura sarıldığım o hazin dakikalardan sonra yüreğimdeki güvercinleri uçururum, gözlerimde başlayan dinmez bir ilahi, baktıkça çürüten bir hercai gibi sarıyor harami yanımı, Şehr-i Botan’da...
“BEN ANA-YIM ANA….! ! ! ”
” SADECE KADINLAR(IMIZ) A...! “
Ben anneniz, kızınız, bacınız, sevgiliniz, halanız, teyzeniz, kör olası uzatmalı aşkınız… Ben, Ağaların, beglerin, feodallerin, törelerin, sistemlerin, aşiretçiliğin, kapitalizmin, emperyalizmin, taş kalplerin, vicdansız yüreklerin, hurefa dinlerin, mezheplerin, ideolojilerin, baronların, patronların, Piskopatların (kahpe) egolarına kurban edilen bir (KADIN) mağduru, recm edilen bir mezalimi, namus(suzluğunuz) adına bir bir öldürülen, ezdirilen, ırzına geçilen, aldatılan, şiddetinize maruz kalan, Satılan Mazlum Bir KIZ ÇOCUĞUYUM…!
Ben, Kobane’de işid canilerine karşı, insanlığın özgürlüğü için can veren Kürt Kızı Arin Mirxan, Ben, Filipin'de Bacakları zincirlenmiş bir köle sex işçisi kadın, Ben Şehri Cizirede Bordum katlarında Bedeni "vaşice"yakılan Çiğdem Tankan'ım, ben, Filistin’de Gazze’de mülteci kampında saçları acı yıldız bir anne, Ben kutsal mekanım Şengal da, caniler tarafından esir edilip köle pazarlarında satılan 16 yaşında Ezidi bir kız çocuğu Edule’yim, Ben Şehri Silopi'de cenazesi günlerce sokaklardan alınamayan TEYBET anayım, Ben, hasret kaldığım anneme giderken, bir münüpüste kahpe-milliyetçi bir erkeğin egosuna beni yaktığı-paramparca-öldürdüğü Annesinin kuzusu Özgecan,
EY SEVGİLİ....
Yoksa Gülüşlerin,
"" Ne kalır Geriye Baharımdan!...""
Çocuk gülüşlerini saklıyorum hala Ne varsa orda var, varamadığım senlerin doruklarında…
Büyütemediğim beni, bir solukta tüketti hasretin.
"GİDENİN ARDINDAN...!"
Çocuk gülüşlerini saklıyorum hala Ne varsa orda var, varamadığım senlerin doruklarında…
Büyütemediğim beni, bir solukta tüketti hasretin.
Ne fayda, yarın yok artık yasaksın işte!
Sürgülenmiştir sana varılan tüm yollar.
Doğsa ne yazar hadımlaştırılan güneşlerin,
“DÜNDAR’CA AŞK…!”
"Yağmayan yağmurun altında
Ahşap mermer merdivene oturmuş
Doğmamış sevgilimin
Ölümüne ağlıyorum. "diyordu hiç şiiri olmayan bir şair, bestesi güftesi yazılmayan hiç bir sanatçının söylemediği bir şarkı dinlerken, ayaz ve donduran bir Temmuz güneşi öğlen arası, yaşanmamış yaşamların katmanları gibi birkaç yaprağa sarılı tütünü olmayan bir cigara çekerken, kansere yenik düşmüş “paryayı geçtim” çiğeri bile olmayan, olduğunu düşündüğü çiğere, olmasını düşünmediği hayallerin hülyalarına öylesine dalmadan. Ama yinede yağmıyordu, onu sırılsıklam cisil cisil ıslatan tanecikleri yağmurlar, çoğul nehirlere akmadan kalbinin çöllerine uğramadan üstelik. Ve üstelik hüzünde sarıyordu sarılmayan bağdaş kurduğu açmadığı kollarını, yani sarıyordu hüzün kollarını, üstelik bağdaş ve açık olmayan,”olmayan“ kollarını…
Doğmayan ölüme, “ama” olan gözlerden dökülmeyen yaşlara ağlıyordu, sevgili sanılan, kendisinden de haberi olmayan “olmayan” sevgilim, yapılırken basamakları unutulan merdivene tırmanan “mermerden ahşaba bir” heykeltıraş yükselir kendini yontarken, hologramik dokunuşla, gerçeğin ta kendisi olan similasyonda, yağmur yağıyordu, ölüm ağlıyordu, ahşab merdiven olup “mermer” basamaklara basmayıp, kırmadan bir bir çıkıyordu en yukarılara yükseliyordu, en aşağı inerken, aşağı ona bakıyordu, yukarı aşağıya boşluk her ikisine, aslında hepsine, ve boşluk anlıyordu 10’ları doldururken boşluğunu onlarla hiçlikle, karanlık ise kahkahalarla olanları izliyordu doru bir gözle….! ve oturuyordu sevgili, orada, o arada tamda “hiç kimselere göre” daha yazılmayan şifresi bile çözülememiş (hatta yazılamamış bile)kordinatları ile, orda Babilin asılmayan bahçelerinin, olmayan kerpiç duvarının dibinde oturmuş, zeytin olduğunu hayal ettiğimi düşündüğümü hatırlamadığım gözleri ile Sevgilim; “ Bir 5. Boyut geçişi ile sonrasında doğacak “bana” bakıp sonrasında yazılacak şiirden bestelenecek şarkılarla şimdiden mırıldanır, en önemlisi, sonrasında yüzüne yerleştirilecek tatlı ve naif gülümselerle bana, ve sonrasında ona aşık olacak ben, daha gidip geldiğimi sanmadığım yarındaki kızıl akşamının gün batışında onu düşünmüştüm ve aslında düş-tüm, dünün, bir sonraki yarına düşüydü düşündüklerimi düşlediğimi düşündüğüm, bugünden susayan “içime” susarak, gür çığlıklarla en susmayan yeri göğü çınlatan lal kalbime bir düş-üşte düş-en o betimsiz aşk…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!