Hangi asrın müjdesidir sesin
Yüzyıllar ötesinden beni çağırıyor gibisin
Günlerin ışığı olan yeşil gözlerinle
Bir bedene bürünmüş gibisin
Mazide kalan tüm sevdalar kitaplarda şimdi
Buna rağmen, bugün ben seni yaşıyorum
Acı vuslat gökyüzüne karıştı işte
Kısa bir mutluluk mu bu, bilemiyorum
Düşünüyorum, inan her gün düşünüyorum
Ne yaparsam yapayım, aşkına esir oluyorum
Saliseleri bile kontrol etmek istiyorum yanında
Hüzün kaplamış, karanlığa mahkum akşamlarımı
Çileler izlemiş, ışığı sönmüş sabahlarımı
Umutlarım terk etmiş, habersiz yarınlarımı
Yarim silmiş aklından, yaşanmış anıları
Unutmuş; geçen onca günü, baharı
Sonsuzluğa giden bir kapı var önümde
Etrafım karanlıklarla örtülü kalın duvar
Yaşamayı aradım sana bakıp çaresizce
İçimde hâlâ bürünmüş enkazlar var
Ayaz eser fırtınayla beraber içimde
Görünmüyor semayı aydınlatan ışıklar
Takat yetmiyor vec edince gönül
Esir almış ruhu, karanlıklar
Yak ateşini, devr-i alemde süzül.
Eşlik eder karanlığa yıldızlar
Yaşanan her hatıra kayboluyor
Gidiyor elimizden
Mutluluğumuz, kederimiz
O çocuksu neşemiz
Yavaş ve usulca
Kayboluyor...
Konuşmamızı çok gördüler
Gözleri yalanlarla örülmüş,
Yalana alışmış insanlar
Kuru bir ekmeğe tamah
Gösteren bir millet varken
Yalnız ve yorgunum
Ama neden, bunu bilmiyorum
Ya da bildiklerimden saklıyorum kendimi
Korkuyorum bütün gerçeklerden...
Yalanlarımla yaşatıyorum kendimi
Bir tabutun soğukluğu içindeyim
Ruhum bedenimle hasbihâl ediyor
Yaz sıcağı ortasında
Kuşlar yine aynı güzellikte
Sesleri hâlâ huzur veriyor
Hüzün çökmüşken bu aylarda
Sana nasıl anlatsam bilmem
İçimde yanan alevi
Her düşen korda ismin heceleniyor Leylâ
Ellerimde sakladığım beyaz sayfalarda
Kalemim senin ismini yazıyor Leylâ
Dağların tepelerinde esen soğuk esintiler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!