Hangi asrın müjdesidir sesin
Yüzyıllar ötesinden beni çağırıyor gibisin
Günlerin ışığı olan yeşil gözlerinle
Bir bedene bürünmüş gibisin
Mazide kalan tüm sevdalar kitaplarda şimdi
Buna rağmen, bugün ben seni yaşıyorum
Pınarlar akıyor önümüzden, tüm gürültüsüyle
Kuşlar ötüyor, hayatta renk katan sesleriyle
Ve sen, şimdi gidiyorsun beni bırakıp
Bir hasret türküsü namesiyle...
Olurdum senin için; hem dost, hem eş
Acı vuslat gökyüzüne karıştı işte
Kısa bir mutluluk mu bu, bilemiyorum
Düşünüyorum, inan her gün düşünüyorum
Ne yaparsam yapayım, aşkına esir oluyorum
Saliseleri bile kontrol etmek istiyorum yanında
Mağlup oldum bakarken gözlerinin içine,
Aşkımı serdim, diz çöktüm önünde...
Yabancı diyarlardan gelmişcesine,
Alışamadım; aşkına, sevgine.
Mağlup oldum, karşılığı olmayan duyguların
Hüzün kaplamış, karanlığa mahkum akşamlarımı
Çileler izlemiş, ışığı sönmüş sabahlarımı
Umutlarım terk etmiş, habersiz yarınlarımı
Yarim silmiş aklından, yaşanmış anıları
Unutmuş; geçen onca günü, baharı
Sonsuzluğa giden bir kapı var önümde
Etrafım karanlıklarla örtülü kalın duvar
Yaşamayı aradım sana bakıp çaresizce
İçimde hâlâ bürünmüş enkazlar var
Ayaz eser fırtınayla beraber içimde
Gözlerinin ışığından almalıyım kendimi,
Unutmalıyım, yaşanmış güzel günleri
Dilimden düşürmesem de ismini,
Kalbime gömmeliyim seni.
Görünmüyor semayı aydınlatan ışıklar
Takat yetmiyor vec edince gönül
Esir almış ruhu, karanlıklar
Yak ateşini, devr-i alemde süzül.
Eşlik eder karanlığa yıldızlar
Yaşanan her hatıra kayboluyor
Gidiyor elimizden
Mutluluğumuz, kederimiz
O çocuksu neşemiz
Yavaş ve usulca
Kayboluyor...
Konuşmamızı çok gördüler
Gözleri yalanlarla örülmüş,
Yalana alışmış insanlar
Kuru bir ekmeğe tamah
Gösteren bir millet varken




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!