Ben, sabah ayazında kaptım şifayı
otuz beş yaşın ve elimde olanların,
elimde olmayanlar üzerinden tutulurken hesabı
yaşımı ikiye böldüm. Sen estin avaz avaz
yazdan kalma
çarptım, topladım, çıkardım
Susuyorum, bir şey bildiğimden de değil
Bir soru fazladan sorulmasın diye susuyorum,
Belki konu kapanırsa diye...
Şiirlerin susmuşluğundan başlamıştık konuşmaya, pusmuşluğundan
Ben sana tutulduğumda,
ki bu bir bilim mevzuu değildi,
güneşinki yahut ayınki gibi,
sen hissetmeden şehirler yıkıldı.
Ölüm kalımsız, gitgellerin el işi,
dev dalgalar, boğmadan tüm yoksunluğu giderdi.
böğrü saçalı çok oldu
iki çakalla birkaç tilkiye
vacip mi vacip,
adı köşklerde koydu ıslak imzalı sersem köy çıbanları
Ay doğurur gök gece
bu pür sancıda
bu ahenk, bu mehtap da nesi
Parmaklar tektip kalem
çağın aygıtlarında aylak
yağmur yağarken, çocuk parklarında çocuklar yoktur ama seslerini bırakmışlardır orada, duyarsın!
Bağırıp dururlar şen şakrak
sabaha ayaza öğleye akşamüstüne...
hangi vakit döneceklerse oraya
Ökkeş'in aklı,
kırk kadar davardan doğan kırk kadar davada dağıldı,
kırk davanın kırkının da bahçesine fitneler salındı.
Yüksek tavan salonlarda cereyan eden hükmedişleri tarttıkça
zihni alçaklıkla anıldı.
I.
Olduğumu kanıtlamak için kaybettim kendimi
hatırla
İlk aydınlıkta gör beni
sonra unutmuş gibi yap
Yosuna bakar gibi gözü, beyaz benekli kahve
Hangi yeşiller ödünç alındı
yahut çalındı ferden?
hangi karakola dalındı
hangi tezkere varken?
Yaş kırk işte; beklenen yaş.
Bir U dönüşüne müsait mekândır kırk, ki aslen bir makamdır!
Ağrılar var bedende, kötü birer arkadaş gibi bu ağrılar.
Şiirler var kafamda: çapraz ve soyut ve somut ve ikisi de değil bazen ama var basbaya!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!