Sen şimdi dokundun ya,
kalp her sabahı bayram sanacak.
Ben şimdi sokuldum ya,
aşk bin türlü yüzünü gösterecek.
Bahçedeki ortanca aylardır küs bana.
Güneşi sevmezmiş.
Gün doğar da;
dün, batar içerime.
Hastaysam sıhhatimsin,
uzaktaysam memleket.
Yolları giderim de,
sur örmüşler önüme.
Balkondan el salladığında
içime savaş yıllarından kalma
bir veda öpücüğü düştü.
Hiç tanımadığım birinden nasihat dinler gibiydim.
Sen bilmezsin ama Oğuz Atay demişti,
''sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi
kolay bir iş değildi.
İşte ben o büyük işe kalkıştım.
Seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş..
Yalanın soğuk kaygan derisi yapıştı boğazıma.
Sıkışıp kaldım; "ben bu değilim" ile
"ne bekliyordum ki" arasında.
Kimse tutmaz yasını alışkanlıklarımın
biliyorum, benden başka.
Hoş, zaten pek mümkün de değildi
Var oluşun anlamını sorgulayan
bir metafizik sohbetini kesip,
adını söyledim kalabalığa.
Anlam veremediler
sana kainattaki en sıkı düğümle bağlılığıma.
Anlatsaydım anlaşılırdım belki
ama mevzu o değildi ki...
Konuşup ucuzlatmak yerine içimdekileri
anlatmadan anlaşılmaktı
sessizliğin diliyle söylediklerimi.
Sihir mi zehir mi
Anlamadım gitti
Canıma hücum eden
O katili sevdim mi
Kaderin tuzağına
SOL ANAHTARI
Ben de bilirdim, senin kadar fütursuz olmayı.
Gürültüler içinde, suskunluğumdan anlam aratmayı.
Ben de bilirdim; kapılar yüzüne kapanırken,
anahtarları cebime koyup sessizce kaçmayı.
Yürüdüğüm en zor yoldu.
Ayaklarım yorgun, aklım durdu.
Avcuma saplanıp kalmış zaman,
en son, beni sevdiğinde akıyordu.
Yürüdüğüm en zor yol bu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!