Giyindim çağın o paslı zırhını, göğsüme koca bir fanus indirerek —
Dışım, kimsesiz ve aşılmaz bir asteroit yalnızlığı.
İçimde, rüzgârdan ve zamandan sakındığım o mağrur çiçek...
Bir tek senin dikenlerine razı, bu kibirli gövde.
Yüzüme gülen o uçsuz bucaksız bahçeler, birbirinin aynı güller — nafile,
Ben, uzatılan her taç yaprakta senin noksanlığını sızlıyorum.
Bir başkasının rengine, merhametine kanmak şöyle dursun;
Senin kokunu taşımıyorlar diye hepsine — dilsiz bir yasla üzülüyorum.
Başka bir iklime göçmek... Kendi toprağımı ateşe vermekmiş,
Ben o saydam kalkanı, bu kanlı nöbeti yalnız senin için tuttum.
Göğsümün o zifiri, o en dokunulmaz yörüngesinde,
Sırf senin gölgende kalsın diye, içimdeki çocuğu âleme unutturdum.
Varsın, birbirini tekrar eden o çabuk hevesler onların olsun,
Benim sol yanımda ehlileşmemiş, asi bir hasret uyur.
Gökkubbem yeryüzüne, gezegenim senden gayrısına mühürlü —
Ve şu dipsiz boşluğun tam ortasında,
Kendi çiçeğinden geçmeyi ölüm sayan, o sürgün çocuk solur.
Kayıt Tarihi : 5.05.2026 00:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!