Kırılmak doğaldır, güçlenmek gerek,
Öğrenip yürümek, bırakmak emek,
Yüzünü güneşe dön ve yan, unutmak demek...
Perdenin ardındakiler seni yaralar!
Biraz zaman demekle düşer mi yükün?
Yıktığın bin hayal değildi sadece,
Umudu soldurdu son gece.
Suskunluğun içimde büyüttüğü bilmece,
Seni ben kadar kim sevebilir?
Gözlerinden öperken sızardı içime zaman,
Süremezsin sevmediğin bu şehirden atları;
Kanadı kırık, yüreği buruk, düşük suratları.
Keskin dilin, asi ruhun ördü sana bu muratları!
Bensizliğe mahkûmsun…
Yollar kavuşmaya değil, ayrılığa çıkar;
Sen şimdi bir başkasının
eğreti gölgesinde
beni unuttuğunu sanıyorsun.
Oysa ben,
senin “geçti” dediğin yerlerde hâlâ
Sen bu masum ömrün en dibisin,
Akıtılan gözyaşının en pisisin.
Sözünde duranın değil, yalanın izisin;
Sen, şerefli bir ismin cehennemisin!
Biriktirdiğim ne varsa yandı,
Her bulut istediği yere yağabilir,
Rüzgâr sürer, kader savurur, dağılabilir,
Bir yürek sevdi mi elbet yanılabilir,
Ama gerek yoktu bu bozkıra, bu vefasızlığa.
Bir damla düştü mü toprağa can verir,
Mutluluk ne bir güldedir ne de gülistanda...
Dün dert ettiklerin ile gönlün bugün yasta!
Dünyalar senin olsa da tatlı bölünmez o pasta!
Sarmaz o yaraları bulduğun o yarabandı!
İnandıkların savrulmuş, yüzün buruk zamanda.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!