Yaldızlı afişler, boyalı taşlar,
Saraylar dikilir, ihtişam başlar.
Dışarıda ziyafet, içeride yaşlar,
Sefalet örtülmez süslü bez ile,
Göz boyanmaz iki günlük söz ile.
Milyarlar dökülür reklam yoluna,
Bakılmaz halkın o bükük boynuna.
Yoksulluk gizlenir elin oğluna,
İtibar dediğin taht, saray mıdır?
Yetim feryat ederken gün, ay mıdır?
Halı altına süpürülen dertler,
Panonun ardında donar namertler.
Hakikat sökülür, kırılır bentler,
Kul hakkı yenirken susan vicdanlar,
Cenneti canlandırır parlak meydanlar.
Emanet çiğnerken kibirli nefis,
Dünyanın süsleri ne kadar nefis.
Lakin bu mizan, bu hesap çok aziz,
Brandanın arkası derin bir yara,
Sığmaz bu veballer fani bir kâra.
Turan Canan der ki; adalet hani?
İhtişam geçici, bu dünya fani.
Ezmeyin onuru, incitmeyin canı,
Gerçek güç, kulun rızasındadır,
Mazlumun o sessiz duasındadır.
Kayıt Tarihi : 5.07.2026 19:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
"Bir devletin gerçek büyüklüğü, saraylarının yüksekliğiyle değil; en zayıf vatandaşının ekmeğini ve onurunu ne kadar dik tutabildiğiyle ölçülür. Vitrini süslemek acıyı dindirmez, sadece vicdanı kör eder."




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!