Zaman,
paslı bir makas gibi kesiyor anları,
biri düşerken geçmişin kör kuyusuna,
diğeri geleceğin sisli ufkunda beliriyor.
Ve biz, tam ortasında,
o keskin ağzın iki yanında,
bir nefeslik boşlukta asılı duruyoruz.
Akıl,
kendi labirentinde yolunu arayan bir gölge.
Duvarlara sorular çiziyor tırnaklarıyla:
"Bu varoluş hangi yankının tekrarı?"
"Sonsuzluk, rakamların bittiği yer mi,
yoksa hiç başlamadığı mı?"
Her gün,
aynı güneşi ağırlıyoruz göğümüzde,
farklı bir ağırlıkla.
Yürüdüğümüz yollar,
ayak izlerimizi yutan vefalı birer hiçlik.
Belki de anlam;
bir varmak değil,
bir durmak değil,
sadece bu salınımda,
bu baş dönmesinde,
gözlerini kapatıp rüzgârı hissetmektir.
Boşluğun kendisi olmaktır belki de,
bir anlığına..
Merdümgiriz
Bir MerdümgirizKayıt Tarihi : 12.04.2026 02:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




ömre bedel anlarımız olacaktır diye,
mırıldanırken sen hekimim göz gözeydik,
soran bakışlarla…
anılara ka/l/r/dığımız bunca ay sonrası,
hızır/ilyas sohbeti misali ve
bir sahur vakti işte yine şimdi,
ve bir yanda tan yeri,
bir yanda saçlarım ağarıyor…
aziz hatıralarla yaşanan ve
muhabbet bağları fasılasız,
bir boş/enkaz ev kadar,
eş/siz; aşk…
erciyesten elbistanın gökyüzüne,
kavisli bir kuşak atan ebemkuşağının,
mordan başlayıp diğer renklerini
üstten seyrederek sevinmek,
muhabbete vesile sayıla dursun,
dünyanın dışına çıkabilen yegâne renktir aşk;
hastaydım adam akıllı,
ve uykusuz kalmıştım günlerdir,
solgun yüzünüzdense nûr saçılıyordu,
dudak uçlarınızla gülümseyebiliyorken,
hep olduğunuz gibiydiniz siz,
ne bir noksan nem bir fazla,
hüzün çehreliydiniz,
adımlarınızsa sürekli ahesteydi ve,
bu dünyanın ne yanında olduğu belirsiz,
ancak vatanı besbelliydiniz…,
ve gök girsin kızıl çıksın ki;
ay yıldız olur her yön teşrifinizle,
ömür ve nesil israfının harman yerinde,
yanık buğday suretinize düştüm,
dalından kopan bir iri çınar yaprağı gibi kupkuru…
hekim parmaklı ellerinizle,
gönül atlasınızda diz dize olmayı işaret ettiniz,
incitmeden bu gazeli…
ve tavsiye ve ihtaren;
artık yeşermek yerine,
saklanmalısın buyurdunuz üç kat perdelice,
yüzünüz gülüyordu sımsıcak gülüyordu,
bir imbat esintisiydi teşrifiniz,
ve biliyorum,
envaî mülevvesliklerden kirli yüzümü,
aydınlık görmek için sabırsızdı gözleriniz…
ve yaz sonundaki üzerinizde olan o kışlık
kalın giysiler arkasından seçebiliyordum,
ağır yükünü omuzlarınızın,
bir posta güvercini gibi yola hazır,
huzurunuzdaydım o hastane köşesinde,
yudumluyordum bakışlarınızı dalgınca,
ilaçlar ve teskin ediciler tesirsizdi,
gözlerinizin açtığı gönül yarama…
içim; içim acıyordu içim,
neden o an, kırkımdan sonrasında olduğuma,
ve sizse yine o mazlum tavrınızla,
hangi kan grubunun analiz sonuçlarına bakıyordunuz,
kim bilir…
ve kundaklayıp yazgımı
bir cami avlusuna bırakamadım,
dinmek de bilmedi yasım,
ki hiç mi uzanmaz irşâd/işaret ehli ellerin,
kalbimin üstüne yârenim...
Teşekkür ediyorum. Yüreğinize sağlık.
Saygılar
TÜM YORUMLAR (1)