Mor menekşe boynun eğdi,
Gül bülbüle mahçup imiş.
Sevda yeli kırıp geçti,
Bahtı kara mecnun imiş.
Gökte ay utangaç bakar,
Dört duvar, demir kapı, soğuk beton,
Zaman geçmez, umut ince bir tül.
Kimse bilmez içerideki yangını,
Dışarıda hayat, burada gönül kül.
Gardiyan sesi, zincir gıcırtısı,
Ne fark eder bir kör için,
Elmas da aynı, cam da,
Görmez ki gözlerindeki perde,
Ne kıymet var parıltıda, ne mana.
Şair demiş ya mısralarında:
uzat boynunu kılıcın altına;
kör cellat ayırsın diye başını gövdenden.
sızlamasın son damarda koparken kanın.
uzat ellerinle tut kanlı başını.
gümüş tepsilerde aksında kanın.
saray düğünlerinde sunulsun şehzadelere.
Ne ölümün hüsnü var,
Ne de yaşamın sevinci,
İçimde yankılanan garip bir şarkı,
Ayrılık kokar her bir notası,
Bir de ihanet korkusu,
Sarılıp suskun durur köşede.
Sen bana yalnızlıktan daha iyi mi geleceksin,
Bir boşlukla dolu bu odada,
Kelimeler duvara çarpıp geri dönerken,
Sesine ses vermeye korkuyorum,
Ya nefesim kesilirse,
Ya bir sözümde boğulursam.
Olmasa…
Sonra konuşalım.
Sözler ağır geliyor bazen,
taşıyamıyor insan kendi sesini bile.
Susalım şimdi,
biraz beklesin kelimeler,
Oldu olacak döndü devran,
Olsun dedik gitti kervan.
Kalmadı gönülde ferman,
Olsan da ne olmasan da.
Hep susuşun yara açtı,
Her şey iyiye gidiyordu aslında,
gökyüzü masmaviydi,
kalbimde bahar, sokaklarda umut,
yollar önüme serilmişti,
her şey sanki yerli yerindeydi.
Olur öyle şeyler,
Üzerler, kırarlar, incitirler.
Bazen bir söz yaraya döner,
Bazen de sessizlik ağır gelir.
Aldırma sen, dünyadayız işte.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!