Buğulu bir hazan sabahı...
Yapraklar sessizce toprağa düşerken,
Ben seni düşündüm; usul usul, derinden.
Her düşen sarı yaprakta adını aradım.
Rüzgâr, saçlarını okşar gibi geçti yanımdan,
Ellerim boşluğa kapandı, tutamadı seni.
Gözlerimde biriken o yoğun pus,
Hasretinin aynasıydı sanki.
Hazan sarısı bir hüzün çöktü omuzlarıma,
Kalbim titredi sensizliğin ağır yüküyle.
Ve o sabah; buğulu, sessiz ve yapayalnız,
Yine sana dönmeden "merhaba" dedim güne.
Zaman, gözlerimde asılı kalan gölgene takıldı;
Her an, her nefes, her anı sende yanıyor.
Rüzgârın üşüttüğü ellerim,
Savunmasız, kırık ve hâlâ titrek...
Hazan rengi bir özlem sardı ruhumu,
Dökülen her yaprağa adını fısıldadım.
Ama sen çok uzaktın; ulaşılmaz bir düş gibi...
Ben seni her sabah buğulu camlarda aradım.
Hâlâ o sabah... Hâlâ sen...
İçimde dinmeyen, dumanı tütmeyen bir yangın.
Her şey senin adınla kavruluyor; sessizce, acıyla...
Artık her adımım bir yaprak kadar yalnız,
Her nefesim ulaşılamayan bir çağrı.
Gözlerim puslu bir nehir gibi akıyor şimdi,
Kaybolan her anım seninle doluyor.
Seni gördüm buğulu sabahın pusunda;
Dokunamadım... Elime sadece hüzün kaldı.
Ruhumun en derin kuyusunda o yangın;
Suskun ama yıkıcı bir aşk gibi yanıyor adınla.
Hazan rengine boyanmış dünyamda,
Sensiz her saniye, koca bir ömür kadar ağır.
Ve ben hâlâ bekliyorum o puslu sabahları;
Sana kavuşmayı değil,
Yalnızca senin hayalinle yanmayı seçerek...
Kayıt Tarihi : 24.03.2026 12:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!