Ben diyarbekirimm Şiiri - Naci Yoldaş

Naci Yoldaş
8

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Ben diyarbekirimm

Bu yalnız bir şehrin hikâyesi değil.
Bu, taşın içine sinmiş bir halkın hafızasıdır.
Burada rüzgâr yalnız esmez…
ağıt taşır.
Burada nehir yalnız akmaz…
acı taşır.
Burada taş yalnız taş değildir…
bir halkın sabrıdır.
Ve ben…
yüzyıllardır susan ama hiçbir zaman unutmayan
bir şehrim.
Ben Diyarbekir’im.
Kara bazalt taşlarının suskunluğunda
yalnız bir şehir değilim
yüzyılların hafızasıyım.
Surlarım susar sanırsınız…
ama her taşımın içinde
bir ses saklıdır.
Çünkü burada zaman
yalnız geçmez;
insanın yüreğine kazınır.
Bağrı yanmış anneler gördüm…
Gece yarısı
adı göğe karışan ağıtlar duydum.
Bir annenin “evladım” diye kopan sesi vardır ki
Dicle bile o kadar ağır akmaz.
İşkencede parçalanan babalar gördüm…
Suskun ama dimdik duran adamlar gördüm.
Bedenleri kırıldı belki,
ama onurları
surlarım gibi eğilmedi.
Yakılan köyler gördüm…
Dumanı göğe çıkan evler,
boş kalan kapılar,
yetim kalan sokaklar gördüm.
Yetim büyüyen çocuklar gördüm…
Henüz oyuncak tutması gereken ellerin
mezar taşına sarıldığını gördüm.
Çünkü bazı çocukları
zaman değil ,
acı büyütür.
Dicle’ye atılan nice canlar gördüm…
Hevsel’in toprağına gömülen
nice bedenler gördüm…
Toprak onları sakladı,
ama hatıraları
rüzgâr gibi dolaştı sokaklarımda.
Evinde dili yasaklanan
nice insanlar gördüm…
Kasetlerini toprağa saklayan
nice halk gördüm.
Ve nice ağıtlar duydum…
İçi yanmış,
yüreği parçalanmış
bir halkın feryadını duydum.
“Daye…” diye yükselen sesi duydum.
“Babo…” diye kopan çığlığı duydum.
“Kurem…” diye yırtılan yüreği duydum.
O sesler geceye karışıp kaybolmadı…
hâlâ taşlarımda yankılanır.
Ama bütün bu acıların içinde
bir şey daha gördüm…
Onurlu bir halk gördüm.
Yemez,
yedirir.
Sofrasına koyduğu ekmeği
başkasıyla bölmekten çekinmez.
Bir tandır ekmeği varsa
ikiye böler.
Bir bardak kaçak çayı varsa
herkese ikram eder.
Günlerce
soğan, ekmek ve ayranla
yaşayan insanlar gördüm…
Ama yine de
sofrasını paylaşan
büyük yürekler gördüm.
Çünkü bu halkın
yüreği ferah,
gönlü toktur.
Tandır ekmeğinin kokusunu bilirim…
Kaçak çayın dumanını bilirim…
Yaz sıcağında
Diyarbekir karpuzunun
bir sofrayı nasıl sevince çevirdiğini bilirim.
Ve bil ki ,
Ben yalnız acının şehri değilim.
Ben medeniyetin şehriyim.
Ben kültürün şehriyim.
Ben bütün dillerin şehriyim.
Kürdü vardır…
Türkü vardır…
Lazı vardır…
Çerkezi vardır…
Ermenisi vardır…
Bu surların gölgesinde
nice dil konuşuldu,
nice dua göğe yükseldi.
Çünkü benim sokaklarım
bir tek sesin değil,
birçok sesin evidir.
Ben Diyarbekir’im…
Taşlarımda tarih vardır.
Sokaklarımda insanlık vardır.
Ve yüreğimde
bütün halkların izi vardır.
Ama unutma…
Benim taşlarım yalnız geçmiş değildir.
Onlar
bir halkın sabrıdır.
Onlar
bir halkın onurudur.
Onlar
bir halkın susmayan hafızasıdır.
Ve hâlâ…
gecenin en sessiz saatinde
rüzgâr surlarımın arasında dolaşırken
o eski sesleri duyarım:
Daye…
Babo…
Kurem…
Ben Diyarbekir’im…
Acıyı gördüm.
Yangını gördüm.
Ağıtları duydum.
Ama yine de
dimdik ayaktayım.
Çünkü bu topraklarda
ölmeyen bir şey vardır:
İnsan.
Ben Diyarbekir’im…
medeniyetin, kültürün,
bütün dillerin
ve onurlu insanların şehriyim.

Naci Yoldaş
Kayıt Tarihi : 28.03.2026 19:34:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Diyarbakır tarihi yaşanmışlık

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • İhsan Emmi
    İhsan Emmi

    Elıne sağlık kardeşim

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)