On altı Mayıs iki bin üç Cuma
Çıktık seyahate arkadaşlarla
Yol alıyordu, Arabamız hızla
Gecenin zifiri karanlığında
Çektik besmeleyi
Dedik tüm duygularımızla
Düştük, Tarsus yoluna
Varmıştık Danyal(a.s) makamına
girmiştik mübarek peygamberin
o güzel manevi havasına
bizi de şefaatine nail et diye yalvardık Allah’a
Rehberimiz başladı anlatmaya
Elli kişilik, takviye düşman askeri gelir
Üstadla beraber, üç talebesi alınır esir
Alçı içinde bacağı, sedyeyle taşındı sorguya
Edildi sevk, yirmi yedi gün sonra Sibirya’ya
Avrupa devletini, doğurmakta Osmanlı
Kıvranıyor yatakta çekiyordu sancı
Hain planla, evlatlıkları başında bekler
Canı gönülden hemen ölmesini ister
Hamiyetinden, İstanbul un siyasetine daldı
Esaret hayatını hatırlayıp, hemen uyandı
Çok şaşaalı geçerken, İstanbul’daki hayatı
Çamlıca’daki köşkte, bir gün aynaya baktı
Kürt aşiret reisi, Kör Hüseyin Paşa gelir
Üstad’la gizli özel olarak görüşmek ister
Hususi konuşmayı Bediüzzaman kabul etmez
Kararı kesin olup bundan asla vaz geçmez
Üstad kaderin cilvesiyle, ülke ülke dolaşır
Pek çok insan bir sürü olaylarla karşılaşır
Gelmişti ahir zamandaki korkunç şahıslar
İnsanlık ölümü pahasına mücadeleye başlar
Emirdağ’ına verilmiştir emirler
Üstada defalarca zehir verirler
Siyasi bir memur itiraf eder
Vicdansızca açıkça söyler
Peygamberimizin, (ASV) sahih bir hadisi şerifinde
“Allah her yüz senede, müceddit gönderir ümmete”
Önceki asrın Müceddidi, Mevlana Halit Bağdadi
Afyonlu Küçük âşık, yedi yaşında oldu onun müridi
Zübeyir ağabey gönderir ziyaretçiyi sırayla
Üstad, elini tutturur sadık talebesi Bayram’a
Şimdiye dek olmadı böyle bir görüşme
Hiç âdeti değildi bilhassa el öptürme




-
Emirhan Kıraç
Tüm YorumlarBöyle bir yetenek neden keşfedilmedi. Ya da ben mi tanımıyorum.