Ağustos her yer sıcaktan kavruluyordu
Bostan tarlasına, gidilmesi gerekiyordu
Büyüdüğünü ispatlamak için, talip oldu
Şair eşeğe binerek tarla yoluna koyuldu
Heybeye doldurdu karpuzu kavunu
Kimi doğuyor, kimi ölüyor
Kimi gülüyor, kimi ağlıyor
Kimi az, kimi daha çok yaşıyor
Kimi ölüyor, kimisi öldürülüyor
Kimi fakir, kimi zengin yaşıyor
Bir cihette, en güzel bir ticarethanesin
Başka cihette büyülü bir sergi sarayısın
Aslında sen en fasih bir kitab-ı kebirsin
Tüm canlı için geçici bir misafirhanesin
Seninle ne kadar çok benzeriz birbirimize
Bazen kuzey kutupların kadar soğuksun
Bazen cehennem dehlizi gibi korkunçsun
Bazen de güney ekvatorun kadar sıcaksın
Bazen de cennet bahçeleri gibi gizemlisin
Vefalıyı, vefasızı hiç mi hiç ayırt etmezsin
Bakınca bahardaki güneşe
Ekser kulda olur pür neşe
Açar bin bir çeşit menekşe
Melekler de alkışlar bu işe
Taçlandırılmış tüm çiçekler
Bayram yeri değil, sanki olmuş cenk yeri
Kaçan boğalar da arenaya çevirmiş o yeri
Kimi bıçak, kimi satır, kimi balta, almış eline
Kurban keseğim derken kesmiş bir yerlerine
Düşmüş kimi kurbanlık kimi hastane yoluna
Duygularımı bir türlü bastıramadım
Sayısız şiirler yazdım bastıramadım
Kitaplaştırıp dostları ulaştıramadım
Anca, internet sayesinde ulaştırdım
Bu hususta arşınlamadığım yol kalmadı
Ay yüzlü, ahu gözlüm
Tatlı dil, güler yüzlüm
Neredesin nazlı yarim
Arşa ulaştı ahu zarım
Bak bozuldu yine moralim
Mevsimlerden bahar günlerden salıydı
Veda zamanı değil/kavuşma zamanıydı
Canlılar kış uykusundan yeni uyanmıştı
Arz yeşile, gökyüzü maviye boyanmıştı
Son vedalaşma olacağını hangimiz bilebilirdik ki
Geldi çattı askerlik çağı
Beni bekler asker ocağı
Ah ne sıcaktı, o anne kucağı
Ama, kışla peygamber ocağı
Veda edip, düştüm gurbet yoluna




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!