Parçalar organizesi likenler gibi biyolojik bireylerde bireyler arası bir koloniye yapılardı. Bu simbiyoz yapılar kendi birey kümeleriyle yalıtımlı olup dışa karşı olabildiğince kapalı iç yardımlaşmaydı. Sosyal dışlama ile seçici olabilmekteler. Parçalar organizesi birçok sosyal tavırlar ortaya koyabilmektedirler. Sürü tipi seçme ayıklama süreci en az durumla kısıtlı olan bir savunma ve sosyal hayata kabul olunma sistemidir.
Hemcinsler totem yapı ile sosyal yaşantılarını tekil ve sürü mevcuda göre hayli geliştirip çok yüksek seviyeye çıkarmıştılar. Totemi sosyal yapılar, seçme ayıklama duyarlılığı en yüksek olan yalıtımlı bir alandı. Totemi sosyal yaşamlar dışarıda sağlayıştı enerji girdisi yapan avcı toplayıcı düzenli hayatlardı.
Yardımlaşma üzerine birbirine ters tutumlarla birbirini tamamlama olan simbiyoz yaşam hemcinsler nezdinde totem yaşamla taçlanmıştı. Bir totem alan içinde olmayan diğer sosyal bireylere ve hayata karşı oldukça yüksek bir yalıtma uyguluyordular. Totemi sosyal yaşamlar özgün kültürün koruyucusu, geliştiricisi ve kültürlerinin o yalıtım alanına özgü oluşuyla da etnikliktiler.
Bu nedenle kişinin sağlaması kişi dışındaki alan içinde, kişilere yetecek kadarla grup hareketi olup başlar. Sağlama grup hareketini karşılar düzeyde olukla, sınırlı-sonlu olmak zorundadır.
Gruba bağlılık böylesi bir zorunlulukla ortaya konmuştur. Ve hiçbir zaman da anaya babaya bağlılık değildir. Böyle bir bağlılık bu aşamada olası değildir. Oysa anaya babaya bağlılık gruba bağlılığın sömürü ilişkisine çevrilmesi ile ortaya çıkmıştı. Gruba bağlılık; grubun kalıtımı olan grup miraslı aktarımın yerine; anaya babaya bağlı kalıtımla miras aktarımına dönmüştü.
Bu nedenle kimi kişilerin mal sahipliği olan sömürü ve köleci ilişki; gruba bağlılığın zorunluluğunu anaya babaya olukla ortaya koymuştu.
Sistem reostası tapusuzlara tapuyu gösterdi. Sistemin enfeksiyonları sömürüyü meşru etti. Üretim hareketi; kolektif olanla, zorunlu ve geri bağlanımlaydı. Tapu sahipliği; kolektif ligi tapu olukla ele geçirdi. El bir yanda kişilere maldan mülkten yoksunluğun öfkesini teskin ediyor; bunu takdir diyordu. Diğer yandan da yoksulluğa tapu gösteriyordu. Hâlbuki tapu iktisapla hayat, meşru değildi. Geri bağlanım yasası yoktu. Üretim hareketinin zorunlu nedeni değildi. Ve sürecin üretim yaptırır bir neden bağıntısı değildi. Tapu üretim hareketinin ilineğiydi. Sömürüye ve sömürtmeye yarıyordu.
Sizi köleliğe razı eden El mantıklı tapu mana anlayışı sistemin alt yapı sürecini inşa ediyordu. Tapu sahipliği hakkı üst sistemin mantığını da oluşmakla sizi kıskaca alıyordu. Bu nedenle köleci tapucu El sistemleri kolektif üretim gücü kullanıyorlardı. İşte bu noktada kolektif ligi yiten insan; yiten kolektif ligi ile özgürlüğünü de yitirdiğini fark etmişti.
Tapu sahipleri, hemcinslerine neler kaybettirdiklerini iyi biliyordular. Bu nedenle mal mülk sahipleri yoksulluğu nasıl tapusuz oluş ile izah ediyorsa; yoksulluğun da yitirilen özgürlüğünde şaibe sel dikkatini kendi üzerlerinde men etmek için yiten özgürlüğü de bulunan yoksul oluşu, insanın doğumuna bağlıyordular! Bu tür anlayışı ortaya koyan üst yapılı mantıklarıyla diyordular ki; “insanlar özgür doğarlar, özgür yaşarlar!” Ya da “insanlar özgür doğmalı ve özgür yaşamalılar” derler.
İnsanlık köleci sistemle haksız olma, adaletsiz olma, köle ve efendi olma virüsünü kapmıştı. İnsanlık hastalıklıydı. Bu bir hastalıktı. Kişi kazanmadan kâr yapmadan edemiyordu. Zorunlu üretim hareketi kazanma, kâr hareketine dönmüştü. İnsanlığınıkimi özel olan, parça bağıntılar üzerinde, sızıntı akışı olukla akıyordu. Sitem bir türlü tümleşik süreçlere dönüşemiyordu. Dönüşmemesi için kasıtlı olarak her tür engeller vardı. Sömürü ahlakını dile getiren her tür fikre “fikir özgürlüğü adı altında” saygı duyuluyordu! Yeter ki sömürüye çıksındı.
Kimse size insan olduğunuz için hak vermiyordu. İnsan doğmakla da, hak sahibi olunamazdı. Etrafınızı, size hak olukla ya da hak olmazla söylemek te, söylememek te; olası olmazıyla bir yansızlıktır. Yani nötr oluştur. Ama yüz binlerce yıllık olan etrafınızın artık bir sahibi olacaktı.
İçinde çevre olmanın ötesinde içinde üretim de olan “bir çevre alan içinde” yapılan ve yapılanıyla içine katıldığınız bir üretimden ötürü hakkınız ve iradeniz vardır. Bunu gözlerden saklayan sömürü sistemi, bu durumu hiç alaka olmayan rızk gibi El mülkü gibi süreçler üzerinde size yansıtmayı istemekle; sizi asıl konudan uzak tutmaktaydılar.
Üretim hareketi, ister grup içinde (sektör içinde olsun); isterse gruplar arasında olsun; üretim hareketi bağıntılı bir bütünlüktü. Kişilerin de üretim hareketi denen sürece kişiler düzeyinde olukla katılımları da, bu bağıntının içindeydi. Bağıntı, parça durumlar girişmesiydi. 30 kişilik grup kendi içinde otuz kişilik iş bölüşümü olan girişmeydi. Bin sektörlü alan içinde de üretim hareketi de; kendi dışındaki sektörlerle bin sektörle parçalı bir bağıntıydı. Bir üretim hareketi, kendi iç yanı ile ve kendi dış yanıyla hem çelişirdi hem girişirdi.
Üretim hareketi kendi içindeki ve kendi dışındaki bu parça bağıntı nedeniyle; üretim hareketi girişmesi son çözümlemede parça kadar bir payla, içte ve dışta size haktı (kişilere haktı).
Üretim hareketi, kendi içinde parçalıydı. Üretimin parçalı oluşu kadar sayı da; kişi sayısı olup bu parçaya denkti. Üretim hareketi parçalı olduğu için tek kişi tarafından başlatılamazdı. Üretim hareketi parçalı olduğu işin kolektif başlamak zorundaydı. Üretimin parçalı oluşu kadar kişiyle oluşan üretim; her bir kişi üzerinde de yeniden ve öznel olukla; iki parçalıydı. Bu her bir iki parça da kişinin kendi emek üretimi üzerinde beliriyordu.
Bu nedenle üretir olmanın bu aşamayla üretim; en temel zorunlu bir eylem olmuştu. Tüketmek için üretmek ve üretmek için de tüketmek zorundaydınız. Üreten, tüketendi. Tüketen de üretendi. Üretme işi, avcılık ve toplayıcılığın yerine geçti. Üretenin tüketici; tüketenin de üretici olduğu yerde kâr, zarar, kazanç yoktu. Doğa; bulut, toprak, taş, aslan, meyve, mikrop vs. oluklarıyla ve her bir şeyiyle mutlaka sunusu yapılan ortamdı.
Ve ortam sıcağıyla soğuğuyla, aydınlık ve karanlık korkusuyla; kısaca haz ve elemiyle birlikte her şeyin her şeye bir etkisiydi. Bu etki özel bağıntılı durumları içinde bir yerdeki süredurum zürafanın, aslanın, meyvenin, denizin, balığın vs. olup olmamasıyla da özel bağıntılı olan bir alan etkisiydi. Kutuplar, çöller, Amik Ovası vs. özel bağıntılı özel bir alan etkisiydi.
Balığı olmayan bir alan etkisi içinde olan sizin canınız balık istemediği gibi bu alan etkisi içinde siz; balığa da yönelimli olamazdınız. Böyle bir alan etkisi sizde balık avlamanın belirimlerini ortaya koyamazdı. Bir alan etkisi içinde bir yiyeceğin bulunması ya da hiç bulunmaması veya az bulunması yahut ta yiyecek bolluğu veya yiyeceğin kıtlığı o yerin özel alan etkisiydi.
Şartlar el verdiğinde bir sistem değişecekse bunun legal görüşme yeri parlamentodur. Bir sistemin inşa olmasını istemekle hiçbir zaman hiçbir haliyle o sistemler tam anlamıyla olgunlaşır boy verirlikle yürür de olmazlar. Çünkü siz dinamik bir yapı içindesiniz. Devinimliler ve büyüme koşulları bunu gerektirir
Yapının şartları bir birine göre bağıl hareketlerle (sekanstık hareketlerle) davranmaktadır. Siz göremeseniz de bu dinamizm içindeki, bağıl hareketli parçaların birindeki bir değişme ve gelişme diğerlerinde de bir değişme gelişmeyi öngörür. Bu senkronlumadır (uyumlaşmadır) .
Yani dinamik ortam içinde her bir parça hareket, bir kendi dinamiği ile değişir. Bir de sekanstik olan diğer parça hareket kendi dinamiği içinde değişme gelişme öngörmese bile; bağıl davranışından ötürü bu değişime uyum ve uyarlanma nedeniyle değişmek zorundadır. Bunlar sistemin tahmin edilirleridirleridir ama ön görülmemeleridirler de.
Ne yırtık giyerim
Yüzden astar tutmazladır tenim.
Ne üşengeçten pes ederde
Hiç yormazla gafildir, düşüncem benim
Al git zımnetmem bile
Duygular
Gerek sevgiliyle
Gerek siyasetle
Bir bakmışsın
Fethi yaşamış gibi çoşkun
Dünya küçülmüş sen evren
Ortam girişmesi kendine özgü kendi çevrimini yapar. Deniz ortamı içinde denizin size; kendisine göre kesikli sürekli olan bir çevrim ve çevrimleri vardır. Kara sal ortamda; dağın, ovanın farklı bir çevrimi var. Hava ve uzay içinde olmanın kendisine özgü oluşla size; daha farklı birer çevrimleri, çevrim alan etkili giriştirmesi vardır. Siz de bunun üzerine buna bağlı oluşla kendi öznel girişmeleri inşa edersiniz.
Dağ ortamı kesikli sürekli iniş çıkış ve kuşak hareketlerinden oluşuyla; kuşak hareketi hariç genellikle eğim çevrimli hareketlerdir. Dağ, bu iniş çıkışla sizi eğimler. Dağ bu iniş çıkışla sizi bir alan etkisi içinde davranmaya zorunlu eder.
Dağ bu iniş çıkışların kesikli sürekli olduğu bir alan etkisidir. Dağ ortamı içindeki insan algısı bu iniş çıkışlardan oluşan eğim hareketleri içindeki algıya duyarlıklı oluşla tüm süreçleri bu eğim hareketli davranışlarla kavrayacaktır. Çünkü ne yapacaksa her şeyi iniş çikış eğimli alan üzerine bindirişle inşa ve modüle edecektir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...