Yağmuru bekleyen topraklar gibi bekle beni
Gecenin sabahı beklediği gibi bekle
Anılarımızı yüreğinde uyut
Her akşam gökyüzüne bakıp
ikimiz için bir dilek tut
Sen deyince sustuğum
bu hikaye benim.
Her gün seni sevmekle meşgulüm.
Ne bıkar ne de yorulurum.
Yakıp yıkıp ruhuma aksan da,
Tanrı bilir
İster feryat figan et, ister neşeyle çağla,
Zamanın hükmü sabit, ister bin düğüm bağla.
Eriyen kar gibidir ömür, elde tutulmaz;
Ha gülerek tüket, ya da oturup ağla.
Ayşe Keleş
Bir kalbi olmalı insanın,
gökkuşağı bile renklerini kıskanmalı.
Hayata da, sevdaya da yakışmalı.
Diz çökmeden,
boyun eğmeden yaşamalı...
Prangalara, asi karanlıklara düşman,
Orta Anadolu’nun kadim geleneklerinden biridir "Yılkılık". Köylüler ve çiftçiler, yıllarca her türlü işlerinde kullandıkları, ekmeklerini paylaştıkları atlar yaşlanıp güçten düştüğünde onları "yılkılığa" ayırırlar.
Bir atın yılkılığa ayrılması, aslında onun gözden çıkarılması demektir. Sahibi artık o atı beslemek ya da ahırında barındırmak istemez. Akşam vakti sürü içeri alınırken, o yorgun atın yüzüne kapılar sertçe kapatılır. At, kapıyı tekmelese de, gitmemek için dirense de çaresizdir; tek başına vahşi doğanın kucağına, çetin şartlara terk edilir. Sahibi içinden, "Eğer bu kışa dayanır, hayatta kalmayı başarırsa baharda onu geri alır, işlerimde yine kullanırım" diye geçirir.
Fakat o uzun ve dondurucu kış şartlarında vahşi hayvanlara karşı yaşam savaşı veren Yılkı Atı, bu süreçte daha da güçlenir. Uçsuz bucaksız dağların ve alabildiğine mavi gökyüzünün altında, aslında ne kadar özgürce koşabileceğini fark eder. Çektiği acılar onu ya öldürecektir ya da eskisinden çok daha güçlü kılacaktır.
Kırılmışsan,
küsmüşsen,
Ağlamışsan,
özlemişsen...
Beklemişsen ve bazen,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!