Ateş Bile Nasipmiş Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
788

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Ateş Bile Nasipmiş

ateşi veren,
külünü kıvılcımın içine gizlemiş.
biz ateş aradık ömür boyu,
meğer yanmak bile nasipmiş.

kimi bir bakışta tutuşmuş,
kimi bir ömür odun taşımış da
bir kibritlik kaderi olmamış.
anladım,
ateş bile kısmetmiş.

ben ne yangınlardan geçtim,
ne ocakların başında üşüdüm.
bir sıcak el ararken
avuçlarımda kendi külümü büyüttüm.

dediler,
içinde sakla, vakti gelir.

sakladım.

ulan, insan ateşi saklar mı?
ateş dediğin ya yakar
ya söner.
meğer saklamak değilmiş mesele,
yanmakmış.
kimse dumanını görmeden,
kimse kokusunu duymadan,
kendi içinde yana yana
kül olmayı öğrenmekmiş.

beklemek de
bir kapının önünde oturup
gelecek birini gözlemek değilmiş.
beklemek,
ateşi içinde yaşamakmış.

her sabah
belki bugün diye uyanıp,
her gece
demek bugün de değilmiş diye
başını yastığa koymakmış.

sonra adına sabır demişler.

ne güzel kelime.
insanın çaresizliğine
güzel bir isim buldun mu
herkes hikmet sanıyor.

ben sabrın da dibini gördüm,
kaderin de yüzünü.
kader dediğin bazen
gökten inen yazı değil,
birinin sana bakıp susması,
senin o suskunluktan
bir ömür çıkarmandır.

bir kıvılcımı yangın,
bir tebessümü bahar,
bir vedayı dönüş sanmışım.

insan işte…
kendini kandırmaya başlayınca
şeytanın bile işi azalıyor.

bir zaman
ben seçtim. diyordum.

sonra güldüm kendime.

neyi seçtin be adam?
doğacağın evi mi,
karşına çıkacak yüzü mü,
hangi sözden kırılacağını mı,
hangi gece kimi özleyeceğini mi?

insan seçtim sanıyor,
kader karşıdan
bıyık altından gülüyor.

sonra biri geliyor,
bir kibrit çakıyor içine.
sen onu ateşi getirdi sanıyorsun.

oysa ateş
çoktan içindeymiş.

gelen yalnızca
yerini göstermiş.

işte buna geç uyandım.

ben seni yangınım sandım.
meğer sen kıvılcımmışsın.

yangın bendim.
kül bendim.
rüzgar bendim.
seni bekleyen o ahmak da bendim.

ne çok görev yüklemişim sana,
haberinin bile olmadığı bir ömürde.

seni sevdim diye
göğü şahit tuttum,
yeri şahit tuttum,
geceyi, yıldızı, ayı.

bir seni çağıramadım şahitliğe.

çünkü sen
davanın bile farkında değildin.

ben kendi mahkememde
kendimi mahkum etmişim.

suçum, umut etmek.
cezam, beklemek.
infazım, alışmak.

insan acıya değil,
acıya alıştığını fark ettiği gün
bir daha yanıyor.

bir vakit sonra
külünü silkeliyorsun omzundan,
aynaya bakıp soruyorsun

bunca yangın
bunun için miydi?

ayna susuyor.

aynalar akıllıdır.
insanın kendine söylediği yalanlara
karışmazlar.

sonra çıkıp sokağa
herkes gibi yürüyorsun.
kimse bilmiyor göğsünün altında
kaç ev yandı,
kaç hayal gömüldü,
kaç insan
senden habersiz öldü içinde.

çayını söylüyorsun.

iki şeker.

sanki hiçbir şey olmamış gibi.

işte hayatın terbiyesizliği burada,
sen içeride kıyameti yaşarken
garson gelip
başka arzunuz? diye soruyor.

var kardeşim.

bir ömür daha getir.
bunu yanlış harcadık.

biraz gençlik koy yanına,
iki dirhem güven,
bir avuç da
inanacak insan getir.

sonra gülüyorsun.

çünkü bazı isteklerin
menüde olmadığını
insan hesabı öderken öğreniyor.

dönüp ateşe bakıyorsun.

yak, diyorsun.
madem huyun bu,
işini yarım bırakma.

ateş yakıyor.
sen susuyorsun.

çünkü artık biliyorsun

ateşin günahı yok.
ateş ateştir.

asıl mesele
sana su diye uzatılan ellerde.

ben ateşe hiç kızmadım,
beni yakacağını saklamadı çünkü.

ama bazıları
serinlik diye geldiler,
içimdeki son yeşili de
kurutup gittiler.

onlara kırgınım.

yine de beddua etmedim.

ne diyeyim?
benim gibi yansınlar mı?

olmaz.

herkesin ateşi
kendi nasibi.

kiminin cehennemi bir insan,
kiminin kendi aklı.
kiminin bir hatıra,
kiminin hiç yaşanmamış
bir ihtimal.

benim cehennemim
belki kelimesiydi.

ne öldürdü
ne yaşattı.

kapının önünde tuttu beni.

gelen olmadı,
ben gitmedim.

yıllar geçti.

bir gün baktım,
kapı dediğim şey de yokmuş.

duvara nöbet tutmuşum.

işte o gün
kahkahayı bastım.

kendime,
kadere,
aşka,
dünyaya.

ulan, dedim,
hepiniz bir olup
bir adamı mı kandırdınız?

dünya cevap vermedi.

dünya hiçbir hesabın
cevabını vermez zaten,
hesabı bırakır,
adamı alır.

şimdi sorarsan
pişman mıyım?

değilim.

çünkü yanmayan adam
külün kıymetini bilmez.
külü olmayanın
rüzgarla hesabı olmaz.

ben yandım.

biraz aşktan,
biraz dosttan,
biraz kendimden.

en çok da
olmayacak şeylere
olur gözüyle bakmaktan.

şimdi içimde
küçücük bir kıvılcım kaldı.

ne söndürüyorum
ne harlıyorum.

dursun.

insan dediğin
bir parça ateş taşımalı içinde.

ama öğrendim artık

her gelene ocak yakılmaz.
her üşüyene kalp verilmez.
her kalırım diyene ömür serilmez.
her kıvılcım da yangın değildir.

bazen ateşi veren,
külünü de kıvılcımın içine gizler.

sen başlangıç sanırsın,
meğer sonun
başlangıcın içinde saklıdır.

işte hayat.

bir avuç kül,
birkaç yarım dua,
üç beş güzel hatıra
ve cevabı olmayan
bir sürü neden.

gerisi laf.

şimdi biri çıkıp
nasip nedir?diye sorsa,
derim ki.

nasip,
ateşin varken yanamamak,
kül olduğunda
rüzgarın çıkmasıdır bazen.

kısmet ise
bunca yangından sonra
bir kıvılcıma bakıp
hala belki diyebilmektir.

ben artık demiyorum.

çünkü öğrendim

saklamak değilmiş,
yanmakmış.

beklemek değilmiş,
ateşi içinde yaşamakmış.

bazı ateşler
kavuşmak için değil,
insanı kendine döndürmek için
yakılırmış.

ben kendime döndüm.

biraz geç,
biraz kül,
biraz eksik.

ama döndüm.

şimdi ateş kiminse
onun olsun.

ben külümü alır giderim.

çünkü öğrendim ki
insanın nasibi
her zaman sevdiğine kavuşmak değilmiş.

bazen nasip,
uğruna yandığın şeyden
sağ çıkmakmış.

ve meğer
ateşi bulmak marifet değilmiş.

asıl kısmet,
kül olduktan sonra
kendinden yeniden
ateş çıkarabilmekmiş.

✍️

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 16.08.2026 20:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!