Aşkın Makalesi Şiiri - Gökhan Öztosun

Gökhan Öztosun
16

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Aşkın Makalesi

Aşkın Hâli
Aşk, insanın kendisine kurduğu bütün cümlelerin sustuğu yerde başlar. Orada kelimeler kifayetsiz, akıl yorgun, dünya ise fazlasıyla gürültülüdür. Bir insanın gözlerine bakarsın ve yıllardır içinde taşıdığın bütün soruların tek bir bakışta cevaba dönüştüğünü sanırsın. O andan sonra sevdiğin kişiye değil, onun sende açtığı uçuruma bakarsın.

Aşk, bir başkasını bulmak değildir yalnızca; kendinden eksilen parçaların onun suretinde görünür hâle gelmesidir. İnsan sevdiği kişide biraz çocukluğunu, biraz kaybettiği masumiyetini, biraz da henüz ulaşamadığı kendisini görür. Bu yüzden aşkın ilk hâli sevinç, ikinci hâli şaşkınlık, üçüncü hâli ise teslimiyettir.

Hakiki aşk sahip olmak istemez. Sahip olma arzusu nefsin işidir; aşk ise bırakmayı öğrenir. Sevdiğinin üzerinde hüküm kurmak yerine onun kaderine hürmet etmektir. Bir gülün açmasını emredemediğin gibi, bir kalbin de sana ait olmasını buyuramazsın. Sevgi, elini uzatıp tutmak kadar, gerektiğinde o eli incitmeden geri çekebilmektir.

Tasavvuf aşkı tam da burada başka bir kapıya taşır. Mecnun’un Leylâ’da kaybolması, yalnızca bir kadının peşinden çöllere düşmek değildir. Aranan suretin ardında saklı mânâyı aramaktır. Leylâ bir eşik olur; aşk, o eşikten geçene kendi yüzünü gösterir. İnsan sevdiğine vardığını sanırken kendisinden geçer. Kendinden geçtiği yerde ise başka bir hakikatin kapısı açılır.

Aşkın en ağır tarafı kavuşmak değil, sevdiğin insanın sende bıraktığı mânâ ile yaşamayı öğrenmektir. Bir yüz hafızadan silinmez; yalnızca başka bir yere taşınır. Ses, gecenin içinde unutulmuş bir ezan gibi kalır. Bir koku, yıllar sonra hiç beklemediğin bir sokakta seni çocukluğuna götürür. Bir isim, dudaklarından çıkmadan kalbinin en tenha yerinde okunmaya devam eder.

İşte ayrılık burada başlar.

İnsan sevdiğini kaybettiğinde aslında yalnızca bir insanı kaybetmez. Onunla birlikte kurduğu geleceği, söyleyemediği cümleleri, dokunamadığı saçları, yarım bıraktığı sabahları da kaybeder. Birlikte içilmesi düşünülen kahve soğur. Gidilecek yollar anlamını yitirir. Bir evin içinde iki kişilik tasarlanan sessizlik, tek başına kalınca insana ağır gelir.

Fakat aşkın sırrı biraz da buradadır: Acı, sevginin düşmanı değildir. Birtakım aşklar yaralarını kapatmak için değil, insanın kalbini genişletmek için gelir. İçinde taşıdığın sızı büyüdükçe dünyaya bakışın değişir. Başkasının gözyaşını daha iyi anlarsın. Bir yetimin suskunluğunda kendini, bir annenin duasında çocukluğunu, gece yarısı edilen bir duada kendi çaresizliğini bulursun.

Aşk insanı inceltir.

Daha önce yalnızca güzelliğini gördüğün bir yüzün ardında bir kader olduğunu fark edersin. Sevdiğin insanın da korkuları, yaraları, suskunlukları ve geçmişten taşıdığı yükleri olduğunu anlarsın. Onu kusursuzlaştırmak yerine bütün kusurlarıyla sevmeye başladığın yerde aşk, hayranlıktan merhamete dönüşür.

Belki de gerçek sevgi tam olarak budur: Birinin yarasını bilip oraya basmamaktır.

Aşkın en büyük imtihanı da budur. Kalbinin sana verdiği gücü karşındaki insanın üzerinde kullanmamak. Onun sana emanet ettiği sırları silah hâline getirmemek. Kızgınlığın içinde bile sevdiğinin haysiyetini korumak. Ayrılırken bile birbirinizin geçmişini kirletmemek.

Çünkü aşk, yalnızca kavuştuğunda güzel değildir.

Aşk, ayrılırken dahi sevdiğinin ardından kötü söz söylememeyi başarabilmektir.

İnsan sevdiğini her zaman yanında tutamaz. Hayatın bazı kapıları insanın yüzüne kapanır; bazı yollar iki kişiyi aynı menzile götürmez. Kimi zaman dua ettiğin şey gerçekleşmez. Kimi zaman bütün kalbinle istediğin bir insan senden uzaklaşır. İşte orada aşkın ne kadar hakiki olduğu anlaşılır.

Kavuşamamak, sevmenin boşa çıktığını göstermez.

Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, içimizde unutulmuş bir yeri uyandırmak için gelir. Bir süre yanımızda yürür, sonra başka bir yola saparlar. Ardında bir boşluk bırakırlar. O boşluk ilk günlerde yara, yıllar sonra mânâ olur.

Aşkın olgunluğu, sevdiğini kaybettiğinde ona düşman olmamaktır.

Ve belki aşkın en yüksek mertebesi, “Benim olsun” demekten vazgeçip “Hakkında hayırlısı ne ise o olsun” diyebilmektir.

Bu cümle kolay kurulmaz. İçinde biraz teslimiyet, biraz sabır, biraz da insanın kendi nefsine karşı verdiği uzun bir mücadele vardır. Çünkü insan sevdiğini ister. Dua eder, bekler, kapıların açılmasını diler. Sonra bir gün anlar ki bazı kapılar açılmak için değil, insanın önünde diz çöktürmek için kapanmıştır.

Aşk, insanı önce sevdiğine götürür; sonra kendisine.

Oradan da, nasibi varsa, hakikate.
Geriye bir isim kalır.
Bir bakış.
Bir dua.
Bir de kalbin en kuytu yerinde, kimsenin bilmediği bir cümle:
“Ben seni sevdim; gerisini kaderin sessizliğine bıraktım.”

Gökhan Öztosun
Kayıt Tarihi : 10.08.2026 14:45:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!