İçimde yanan ışıklar dönüyor
Geçmişimin üstünde
Yaşayamam bugünü istesem de
Bir yabancıyla uyanmak gibi çoğu zaman hayat
Zaman, çok eski bir anda donmuş sanki
Bozulmuş, kokmuş, bir anlam yükleyemediğim
Senden uzakta geçirdiğim bilmem kaçıncı gün.
Kedileri sevemiyorum sensiz,
Aynalara bakamıyorum uzun süredir ,
Rengim daha bir soldu sanki.
Uykular daha bir huzursuz,
Gülüşlerim daha bir yalan gelmeye başladı.
Anlarsın sen beni.
Diyecek sözüm çok.
Anlatacak kelimeler yok.
Sana koşan adımlarımı nasıl da heyecanlandırıyorsun, bir bilsen.
Büsbütün nasipsizlik değil mi bizimki?
Zamanın perdesinden süzüldü yüzün.
Yorgun bir sabahın göğsüne yaslandım.
Hatırlamak istemediklerim diz çöktü önümde,
gurbet yağmuru gibi üşüttü beni.
Öyle ağır geldin ki omuzlarıma, taşıyamadım.
Çok uzun zaman önce,
Belki bugünden önce, belki bugünden sonra.
Işığım, gecem, gündüzüm, kısacası gençliğim...
Aşık oldum ansızın
Öyle hevesten değil, esaslı sevdim.
Yazmak gelmediği zaman içimden,
Kapısı aralık bir gün gibi kalıyorum
O sırada seni hayal ediyorum
Saçlarının her teline ayrı ayrı dua ettiğimi
gizlice anlatıyorum kendime.
Hiç gecenin bir yarısı, kanata kanata
Söküp attınız mı içinizden yaraları?
Başka bedenlere sarılmış, iğrençliğini gizleyemeyen
Etini başka tenlere armağan eden bir adam gördünüz mü?
Bir kez değil, defalarca silmek istediniz mi her şeyini?
I.
Yollar, insanlar ve dünyanın her bir varlığı;
masamdaki kalem, bardağım ve sen
sanki gözlerimle değil,
içimde açmaktan korktuğum sert kapılarımla
sohbete duruyorsunuz.
Sustuklarımızla uyanıyoruz her yeni hikâyeye
Daha önce yaptığımız her şey bir ur içimizde
Kalemimizden damlayan kan, nereye gitsek elimizde
Sustuklarımız büyümüş içimizde.
Bıraktığın yerde kalmak yok, demiştim uzun zaman önce




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!