Göz yaşlarımız boyadı yüzümüzü, ondan bu edepsiz yok sayış.
Kaçarak sevmekte var,
Saklanmakta var acıların ardına,
Bu çok sevmeyi bırakmakta var.
Gelmezsin, hiç gelmedin.
Serin bir Ekim sabahı
Yüzüm dumanlı, göz bebeklerim buğulu.
Yetemezsin bana bu kargaşada,
Uzak, soğuk, sert; içilmez bu su.
Islak gözlerimde birkaç yalan,
Seni kendine getiren neydi,
Beni düşündüren ne bu kadar?
O kadar değersiz bir parçayım ki bu kansız tabloda,
Yer vermek kalbinde bir yerlerde,
Niye?
En çok inanmak gerekirdi bir dut ağacına.
Yaprakları yeşillendiğinde, usul usul damıtırken sözlerini...
En çok okumak gerekirdi çizgilerini.
Gövdesi, tüm ihtişamı ile atan kalbime okumalıydı.
Tüm gecede şafaksız bir gün gibi
Yanıltacak bir işaret aradım güneşin bıraktığı çentikte.
Yanılmanın tam tersini düşündüm hep,
Beklentilerimin beni beklemediğinden emin oldum.
Affetmeyi ermişliğin kuralı saydım;
Tepeden tırnağa aşığım.
Renkli kalemlerle yazıyorum,
Renkli kurdelelerle süslüyorum seni.
Aşkın var olduğu günden beri
Şu ağacın dallarına konup konup duran kuşlar,
Masamda dolup dolup boşalan bardaklar,
Her zaman aynı saatte bozulan saatler şahit:
Seni senden çok sevdim.
Senin için yola çıkanın yolları sapmış,
Bu telaş, bu korku niye
Sevmedik mi seni istediğince
Beklediğin neydi de dalgalarını çarptın yüzüme
Belki yağmacı belki hırsız
Ben sensiz kan yuttum gecelerce
Üzerimize biçilen katım katım yalnızlıkların sessiz kaldığı andır gece
Öfkemi, yalnızlığımı sakladığım zamanların kıvrımıdır geceler
Tam bu zamanlarda yazmalıydım sözsüz şarkılarımı
Ben yazmasam penceremden kim bakacaktı
Kim çizecekti deniz aşırı yolların ayrılıklarını
Bir şair öldüğünde
Ezberledi gözlerim akan yaşların izlerini
Taşıdı en ağır yükleri derinlere
Bir daha yüzeye çıkmamak üzere
Gecenin yırtık, kırık parçalarına sarılıp uyumak için
Eski aşktan öte bir amaç gerek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!